İdeolojik bir çöküş: Black Panther

DC kadar olmasa da bazı konularda eleştirilerin hedefi haline gelen Marvel, sonunda kendisini sevmeyenleri dahi sinema salonuna götürecek ve üzerine geniş tartışmalar yapılabilecek bir filme imza atmışa benziyor. Marvel Sinematik Evreni ile çok arası olmayan bir arkadaşımı ilk defa sinemada bu filmi izlemeye iten Black Panther, yine aynı arkadaşımla da tartıştığım üzere yerel ve saklı bir uygarlığı konu alıp yeni bir kültür yaratma projesi bakımından bir ilke imza atmış gibi duruyor. Film dünya çapında yarım milyar dolar kazandı ve ilk

Okumaya Devam Edin

Netflix’e Alman piyangosu: Dark

Dark, Netflix’in Almanya’daki ilk orijinal dizisi, Yapım hikâyeyi çoklu boyut ve karakterlerle işleyerek övgüyü hak ediyor. *Bu yazı sürpriz kaçıran içermektedir Netflix’le ilgili geriye dönüp baktığımızda gözümüze net olarak çarpan iki şey var. Birincisi, platformun kendisini artık karanlık ve sersemletici yapımlarla özdeşleştirdiği. Mindhunter ve Stranger Things bunun en büyük kanıtlarından biri. İkincisi ise, Netflix’in son zamanlarda İngilizce dışındaki orijinal içeriklere istikrarlı bir şekilde yatırım yapmaya başladığı. Hatta gördük ki, yapılan bu yatırımların Almanya tarafında işler oldukça yolunda gidiyor. Artık ziyaret

Okumaya Devam Edin

Stranger Things 2: Daha karanlık bir sezon

“Stranger Things ikinci sezonda da gençliğimizi geçirdiğimiz ya da bir şekilde aidiyet bağı kurduğumuz yapımlara inerek bizi kültürel geçmişimize doğru yolculuğa çıkarıyor. Bu nedenle 80’ler popüler kültürünün, Stranger Things evreninde post-modern çağını yaşadığını söylemek herhâlde yanlış olmaz.” *Bu yazı sürpriz kaçıran içermektedir Geçtiğimiz yıl hayatımıza giren ve gerek teması, gerek göndermeleri, gerekse oyunculuklarıyla adeta bir fenomen haline gelen Stranger Things’e Cadılar Bayramı ile birlikte nihayet kavuştuk. Birkaç ay önce yayınlanmaya başlayan fragmanlarından da tahmin edilebileceği gibi, hepimiz geçen sezondan daha

Okumaya Devam Edin

The Handmaid’s Tale: 13 Emmy’lik bir öykü

“Artık bir biz olmalı; Çünkü artık onlar diye bir şey var…” Gündelik hayatımızda ‘Distopya’ kavramı akıllara hiç şüphesiz ki öncelikle George Orwell’ın 1984’ü ve Aldous Huxley’in Cesur Yeni Dünya’sını getirir. Modernizmin 20. yüzyıla kadar çeşitli düşlerle umut vadeden ütopyalarının karşısında, daha sonra kendi yerini sağlamlaştıran distopya, ütopyanın aksine otoriter devletlerin toplum üzerinde yarattığı korku ve baskıyı ele alır. Bu yüzden distopyaları okumak ya da izlemek hiç de kolay sayılmaz. İnsan önce kendi yaşamını sorgular, izlediklerini ya da okuduklarını yaşadığı yerdeki

Okumaya Devam Edin

İsmiyle müsemma: Wonder Woman

*Bu yazı sürpriz kaçıran içermektedir. Journo’ya kaçıncı kez film eleştirisi yazısı yazdığımı sayamadım. Ancak yazılarımı yazarken aklımda her zaman “Acaba bir gün DC (Detective Comics) filmi öveceğim günleri görecek miyim?” sorusu vardı. Ve işte o gün geldi çattı. Çok da pohpohlamadan, sizlere biraz Wonder Woman’dan bahsedeceğim. Geriye dönüp baktığımızda, iyi ya da kötü onlarca çizgi roman uyarlamasına şahit olduk. Özellikle DC evreninden seri olarak çıkan kötü filmlerden dolayı yaşanan hayal kırıklıklarından sonra da, açıkçası insanların pek bir beklentisi yoktu. Aynı

Okumaya Devam Edin

Sherlock: Finalde beyinler çatışıyor

* Bu yazıda sürpriz kaçıran (spoiler) vardır “Beş dakika… Bize bütün bunları yapması için beş dakika yetti…” Sherlock’u bilirsiniz. Heyecanlı bir bekleyişten sonra birkaç bölümle misafir olur ve gider. Sonrasında ise uzun bir süre ortalarda görünmez. Ama gelen o birkaç bölümün hızı, sanki onlarca bölüm gelmişcesine yavaş yavaş akar bizler için. Sanki uzun bir ara verilmemiş gibidir hiç. Bölümler bitirilmek istenmez, davalar çözüme kavuşup ilerleme kaydedildikçe, heyecanla birlikte hüzün de çöküverir yüreğimize. Çünkü bilinir ki, tekrar özlem dolu bir ayrılık

Okumaya Devam Edin

Penny Dreadful: ‘Normalleştirilmek’ istenen kadınlar

* Bu yazıda sürpriz kaçıran (spoiler) vardır Hayatımızdan Penny Dreadful gibi övgülerin hakkını fazlasıyla veren harika bir yapım geçti. Geçerken de damağımızda güzel dizeler ve özel duygular bıraktı. Dreadful, gerek verdiği mesajları, gerek kurgusu ve gerek müzikleriyle son zamanlarda izlediğimiz en iyi dizilerden biri olabilir. Şahsen gerilim sever, hatta iyi bir gerilime denk gelebilmek için saçma sapan yapımlara dahi şans vererek izleyen biri olarak, beni doyuran en iyi projelerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yaşadığımız dünya, bugün dahi kadın hakları konusunda

Okumaya Devam Edin

Narcos: İçimizdeki duman

Dikkat: Bu yazı sürpriz kaçıran içermektedir! Narcos, henüz iki sezon yayınlanmasına rağmen izleyiciler tarafından en çok konuşulan ve tartışılan dizilerden biri haline geldi. Tartışılmasındaki en önemli etkenlerden birincisi oyuncu performansı, ikincisi Escobar’a dair yansıtılanların doğruluğu, üçüncüsü soundtrackleri, dördüncüsü ise Escobar’ın kendisi. Escobar’ı canlandıran Wagner Moura gözümüze hiç de yabancı değil. Kendisini, Türkiye’de de hayran kitleleri bulunan Elysium ve Elite Squad gibi filmlerden tanıyoruz. Moura’nın rolünü olabildiğince içselleştirdiğini anlayamamak ve hayran olmamak için, hiçbir şeyden anlamayan biri olmamız gerekiyor. Moura ayrıca

Okumaya Devam Edin

Suicide Squad: Kötüler bir araya geldi

“Bu yazı, 24 Ağustos 2016 tarihinde Journo ve Jiyan‘da yayınlanmıştır.” DC – Marvel kapışmasında, DC’nin bir hamlesini daha izledik. Suicide Squad, ilk olarak 1959 yılında, The Brave The Bold’un 25. sayısında okurlarıyla buluşmasının akabinde, 1987’de de Legends’in 3. sayısıyla tekrar hayatımıza sağlam bir giriş yapmıştı. O günden bugüne Suicide Squad sürekli olarak okunan ve takip edilen bir dünya. Ayrıca filmin reklamı oldukça görkemli bir şekilde yapıldı. Sosyal medyada ve film forumlarında 2,5 senedir sürekli olarak Suicide Squad haberleri ve dedikoduları

Okumaya Devam Edin

Kaptan Amerika’da kahramanların savaşı

“Bu yazı 10 Mayıs 2016 tarihinde Journo‘da yayınlanmıştır.” [youtube https://www.youtube.com/watch?v=43NWzay3W4s?list=PLK5HARgNfgj-cuVJ8e3XrMRFtl-JE0uiQ] Dikkat: Bu yazının içeriği spoiler (sürprizkaçıran) içermektedir. ‘Avengers Age of Ultron’ (Yenilmezler: Ultron Çağı) faciasından sonra, her yazımda bahsettiğim üzere süper kahraman filmlerindeki akıcılık sorunundan mütevellit, Captain America’dan da pek umutlu değildim. Ancak film şaşırtıcı bir şekilde etki bırakmayı başardı. Her zaman olduğu gibi Civil War’da da Marvel çizgi romanlarına pek sadık kalınmasa da, içerisinde en azından eleştirip tartışabileceğimiz bir felsefe barındırıyor. Film karakter bakımından oldukça zengin. Kadroda yer alan Captain

Okumaya Devam Edin

Site Footer