Dekadans

“İçgüdüsel olarak, kendine-zararlı olanı seçmek, “çıkarsız” güdülerin cazibesine kapılmak, adeta dekadansın formülünü vermektedir. Naif bir biçimde “Ben artık beş para etmem” demek yerine, der ki, dekadansın ağzındaki ahlak-yalanı: “Hiçbir şeyin değeri yok – yaşam beş para etmez.”  Nietzsche Referandum için artık son virajdayız. Kalan son iki günde, hem evet hem de hayır cephesi kendilerince Anayasa değişikliğini yorumlayıp, seçmenleri kendilerine çekme çalışmalarına büyük bir gayret ile devam ediyor. Ancak gerek sosyal mecralarda izlediğimiz sokak röportajlarında, gerekse kendi çevremizdekilerle ettiğimiz muhabbetlerde sizin

Okumaya Devam Edin

Sherlock: Finalde beyinler çatışıyor

* Bu yazıda sürpriz kaçıran (spoiler) vardır “Beş dakika… Bize bütün bunları yapması için beş dakika yetti…” Sherlock’u bilirsiniz. Heyecanlı bir bekleyişten sonra birkaç bölümle misafir olur ve gider. Sonrasında ise uzun bir süre ortalarda görünmez. Ama gelen o birkaç bölümün hızı, sanki onlarca bölüm gelmişcesine yavaş yavaş akar bizler için. Sanki uzun bir ara verilmemiş gibidir hiç. Bölümler bitirilmek istenmez, davalar çözüme kavuşup ilerleme kaydedildikçe, heyecanla birlikte hüzün de çöküverir yüreğimize. Çünkü bilinir ki, tekrar özlem dolu bir ayrılık

Okumaya Devam Edin

Mesai dışı huzursuzluk

Üretmenin gün geçtikçe daha da tüketici ve yılgınlık sebebi haline geldiği günlerde, Fransa halkı özellikle 2016 yılının ikinci yarısını yükselttikleri işçi mücadelesi ve kitlesel eylemler öncülüğünde geçirdi. Hükümetle yoğun bir çatışma sürecinin başladığı bu denli yoğun eylem maratonunun sebebi, hiç kuşkusuz ki Fransa’daki işçi haklarına yapılan son 10 yıldaki en kapsamlı saldırı olarak lanse edilen “El Khomri Yasası”. Tasarının, kendisini solcu/sosyalist olarak lanse eden Hollande/Valls hükümeti tarafından geliştirilip çıkarılması, tasarıya karşı çıkanların ise sağcı Sarkozy’nin Cumhuriyetçilerinin olması ise ortaya oldukça

Okumaya Devam Edin

Snowden sonrası dünyada yaşamak

“Böyle bir toplumda yaşamam mümkün değildi, yanlış bir şey yapmadım ama bana çok ağır bir bedel ödeteceklerini biliyorum. Bir daha evimi görebileceğimi sanmıyorum” — Edward Snowden Hayatımızın sürdürülebilirliği artık hiç kuşkusuz ki teknolojik gelişmelere bağlı. Yediğimiz yemekten oturduğumuz koltuğa kadar, gerek temin gerekse üretim aşamasında sürekli internet ile haşır neşir olmak durumundayız. Her ne kadar gördüğümüz gelişmeler karşısında “Bunun üstü ne olabilir acaba?” diye sık sık kendimize sorsak da, aslında artık önemli olan şey teknolojinin ne denli geliştiği ya da

Okumaya Devam Edin

Dayanışmaya aykırı, ama CHP’ye hayır diyeceğiz

Bugünlerde yaşadığımız onca kötülük üzerine üzülerek söylüyorum ki, maalesef gelinen bu noktada ben de artık gri bir rengin olmadığını düşünüyorum. Ya iyiden taraftasınız ya da kötüden. Her şey bu kadar basit, keskin ve ortası yok. Ayrıca bunu özellikle Kılıçdaroğlu’na söylemekte de bir sakınca görmemek gerekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu, bu saatten sonra ya iyiden taraftasınız ya da kötüden. CHP yıllardır ürettiği, daha doğrusu üretemediği politikalarını kurgularken ne seçmenlerini, ne kendi vekillerini, ne de birlik olma çağrısı yapmaktan ciğerleri solan diğer muhalefet vekillerini

Okumaya Devam Edin

Quidditch: Fantastik dünyadan gerçekliğe

Benim gibi Harry Potter hayranlarının, eminim ki filmi izlerken kendi kendilerine cevap aradıkları şeylerden birisi de bir gün gerçekten uçan süpürge üzerinde Quidditch oynayıp oynayamayacakları olmuştur. Ve evet, bizlerin dünyada 2005’ten, Türkiye’de ise 2014’ten beri süpürge üzerinde Quidditch oynaması artık mümkün. Dünyada artık birçok okulun Quidditch takımı bulunuyor. Hatta üniversite tanıtım dönemlerinde dahi, “Quidditch takımı olmayan okulu seçmeyin” gibi espriyle karışık nasihatlerle karşılaşmak mümkün. Konuya olan ilgimden, Türkiye’de kurulan ilk Quidditch takımı ODTÜ Hippogriffs’in kovalayıcı ve arayıcı pozisyonundaki oyuncularından Öykü Çetin’le

Okumaya Devam Edin

Sezin Öney: ‘ABD’nin Türkiye’de insan haklarını desteklediği illüzyonundan kurtulduk’

Bu beklenmedik zaferi nasıl yorumlamalıyız? Bundan sonra dünyanın yolunu popülist siyaset mi belirleyecek? Donald Trump’ın zaferi elbette, siyasette yeni bir dönemin açıldığını gösteriyor. Yeni popülist hareketler, bu seçimden sonra elbette bazı yerlerde elini güçlendirecektir ama bir şok doktrini de söz konusu olabilir. Yani, Avrupa başta olmak üzere, aşırı sağa karşı yeni örgütlenmeler ortaya çıkabilir. Merkezin, statükonun elden gittiği artık kabullenilebilir. Fransa’da, Marine Le Pen’in başkan olabileceğinden söz ediliyordu; Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın desteği yüzde 10’un altına düştü. Trump’ın seçilmesi gibi

Okumaya Devam Edin

Penny Dreadful: ‘Normalleştirilmek’ istenen kadınlar

* Bu yazıda sürpriz kaçıran (spoiler) vardır Hayatımızdan Penny Dreadful gibi övgülerin hakkını fazlasıyla veren harika bir yapım geçti. Geçerken de damağımızda güzel dizeler ve özel duygular bıraktı. Dreadful, gerek verdiği mesajları, gerek kurgusu ve gerek müzikleriyle son zamanlarda izlediğimiz en iyi dizilerden biri olabilir. Şahsen gerilim sever, hatta iyi bir gerilime denk gelebilmek için saçma sapan yapımlara dahi şans vererek izleyen biri olarak, beni doyuran en iyi projelerden biri olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yaşadığımız dünya, bugün dahi kadın hakları konusunda

Okumaya Devam Edin

Tarihin en troll seçimi: Hillary vs. Trump

ABD halkı, önümüzdeki ay belki de tarihin en anlamsız seçimi için sandık başına gidecek ya da gitmek zorunda kalacak. Hillary Clinton ya da Trump gibi iki şüpheli karakterden biri maalesef ABD’nin yeni Başkanı olacak. Maalesef ve anlamsız seçim ifadelerini kullanıyorum, çünkü adayların profiline ve geçmişlerine bakınca durum gerçekten de öyle. Bir yanda savaş suçlusu, hatta son sızan Wikileaks belgelerinde çıktığı kadarıyla bir insanı drone ile öldürmeyi planlayan biri, bir yanda da seksist ve ırkçı Trump. Böylesine kötü iki seçenek arasında

Okumaya Devam Edin

Sezin Öney: Kolombiya barışı ahlaki bir yenilgi aldı

Referandumdan önce yapılan kamuoyu yoklamalarında büyük ölçüde barışa evet oyunun çıkacağı öngörülürken ortaya çıkan bu sonucu neye bağlıyorsunuz? Tüm araştırmalarda, barış anlaşmasına destek yüzde 60-70’e yakın çıkıyordu. En düşük gösteren araştırma dahi bu tarz bir hezimeti öngörmeye yaklaşamadı bile. Katılımın çok düşük olması bir etken; “kamuoyu araştırmaları nasılsa barışa desteğin baskın çıkacağını gösteriyor; biz oy vermesek de olur” diyenler ve “barışa karşı değilim de, nasılsa ‘evet’ çıkacak ben de anlaşma ile çekincemi hayır oyu ile belli edeyim” diyenler referandumun gidişini

Okumaya Devam Edin

Site Footer