Netflix’e Alman piyangosu: Dark

Dark, Netflix’in Almanya’daki ilk orijinal dizisi, Yapım hikâyeyi çoklu boyut ve karakterlerle işleyerek övgüyü hak ediyor.

*Bu yazı sürpriz kaçıran içermektedir

Netflix’le ilgili geriye dönüp baktığımızda gözümüze net olarak çarpan iki şey var. Birincisi, platformun kendisini artık karanlık ve sersemletici yapımlarla özdeşleştirdiği. Mindhunter ve Stranger Things bunun en büyük kanıtlarından biri. İkincisi ise, Netflix’in son zamanlarda İngilizce dışındaki orijinal içeriklere istikrarlı bir şekilde yatırım yapmaya başladığı. Hatta gördük ki, yapılan bu yatırımların Almanya tarafında işler oldukça yolunda gidiyor. Artık ziyaret edilen tatil bölgelerindeki turistik mağaraları gezmeden önce sizi “Acaba girmesem mi?” diye iki kez düşündürecek olan Alman yapımı çok nesilli bir bilim kurgu dizisi var. The Verge’in “İzlemeyi durdurmak imkansız” diyerek yarattığı bağımlılıktan övgüyle bahsettiği Netflix’in Almanya’daki ilk orijinal dizisi Dark ile birlikte, platformun 2016’dan beri yükselişe geçen 80’ler temalı bilim kurgu serilerine eklendi.

Açılış Einstein ile…

Tabi ki bu zamana kadar yapımcılığını üstlendiği diziler zaten, Netflix’in bilim kurgu kategorisindeki marifetlerini izleyecilere göstermeye yetiyor da artıyor bile. Tüm kasabayı paralel evrende bir canavarla karşıya karşıya getiren Stranger Things, arkadaşlarını iyileştirmek uğruna adeta uzay ve zamanı büken bir kadını işleyen The OA ve zihin paylaşım yoluyla bir arkadaş grubunun birbirlerinin hayatını kolaylaştırdığı Sense8 gibi yapımlar bunlardan sadece birkaçı. O yüzden bu diziyi Stranger Things ile çok da kıyaslamak istemiyorum, ki zaten Stranger Things’in Dark’a göre oldukça düz bir anlatısı var. Ama illa ki bir şeyle kıyaslanacaksa, film olarak Donnie Darko’nun konusuyla bazı bağdaştırmalar yaptığımı söyleyebilirim. Yine de Stranger Things’teki hikayenin de çocuklara odaklanması, 1980’leri işlemesi, açıklanamayan olaylar ve her iki yapımdaki hikayenin gizemli bir tesise bağlanması nedeniyle izleyiciler sosyal medyada Dark’ı tanımlamak için güçlü bir uğraş içerisindeler. Sonuç itibariyle Netflix’in yukarıda da saydığım üzere çoğu orijinal yapımı, birbirinden farklılık yaratacak oldukça fazla materyal içeriyor.

Dizi, Einstein’ın zamanın çizgisel ilerlemesini sorgulayarak geçmişin, günümüzün ve geleceğin birbirinden kopuk olmadığı ve sonsuz bir döngü halinde birbirlerine bağlı olduğu anlatımıyla başlıyor. Sonrasında Jonas adında genç bir çocuğu sonsuza dek değiştirecek olan bir intihar trajedisine şahit oluyoruz. Jonas ise daha sonra göreceğimiz üzere tüm bir diziyi, ailesinin geçmişine dair neler olduğunu, geçmişiyle kurulan bu bağlantıları anlamakla geçiriyor. Dark, yaşayanların birlikte büyüdükleri ve herkesin herkesi tanıdığı, aynı zamanda herkesin birbirinden bir şeyler sakladığı, sessiz kendi halinde olan Winden adlı bir kasabada geçiyor. Kasabanın küçüklüğü sayesinde tüm karakterler aynı zamanda birbirine sıkı sıkıya bağlı durumda. Dizinin dramatik yönünün güçlü olmasının bir sebebinin de bu olduğunu düşünüyorum. Mesela ana karakter Jonas’ın annesi, kasabanın polis şefiyle yatıyor. Polis şefinin karısı aynı zamanda tüm kentin toplandığı tek okulda müdür konumunda. Müdürün kızının ise Jonas ile dramatik bir geçmişi var. Tüm örnekleri vermeye kalkarsak uzar da uzar.

Hangi zamanda?

Winden’da yaşanan her gün, en az karakterlerin ruh hali kadar kasvetli. Dizide en hoşuma giden şeylerden birisi de bu oldu. Dizinin kasveti oldukça ürkütücü ve o ağır havası, yerinde giren soundtrackler ile birlikte zirve yapıyor. Sakin gibi görünen şehir, birden çocukların kaybolmasıyla karmaşık bir hal almaya başlıyor. Dizinin yaratıcı hikayesi tam olarak burada devreye giriyor ve kasabanın dört ailesinin geçmişlerinin garip bir şekilde birbirlerine bağlı olduğu neden-sonuç ilişkileriyle birlikte ortaya koyuluyor. Dizi bu arada Görelelik ya da İzafiyet gibi öğelere meraklı olan insanlar için de bulunmaz bir nimet değerinde. Çünkü zamanda yolculuk ilk üç bölümden sonra hikayenin çok önemli bir parçası haline geliyor.

Dizide esrarengiz bir gölge figür, neler olup bittiğini anlamamızın kilit öğesi olarak kendini gösteriyor. Zaman zaman kafa karıştırmaya meyilli olacak bu karaktere dikkat etmenizi öneriyorum. Ve ardından gelen, herkesin en çok yazdığı şey: Kayıp çocukların “Nerede” olduğu değil, “Hangi zamanda” olduğu sorusu. Dizi yazarlarının da benzetmelerinde kullandığı David Finchervari bir karanlıkta geçen dizi, tıpkı bir hayalet öyküsü gibi insanı gere gere içine çekiyor. Bu arada kentte çocukların kaybolması garip olayları da beraberinde getiriyor. Gökyüzünden ölü hayvanlar düşüyor, şehirde elektrik şebekesine bağlı olan ya da olmayan tüm ışıklar yanıp sönüyor. Kentin yaşlı sakinleri ise aynı olayların 33 yıl önce tekrarlandığına dair flashbackler yaşamaya başlıyor. “Hangi zamanda?” sorusunun cevabı ise dizinin üçüncü bölümüyle beraber açıklığa kavuşmaya başlıyor. Bu bölüme kadar bize beyin jimnastiği yaptıran dizi, rayına oturmaya başlıyor.

Diziyi bu noktada mutlaka boş bir kafayla izlemeniz gerekiyor. Çünkü 1953, 1986 ve 2019 yıllarında geçen üç tane farklı hikayeyi birbirine bağlayan dizi, bu zaman dilimlerindeki karakterleri de aynı kişiler olarak farklı dönemlerinde birbirleriyle etkileşime geçiriyor. Karakterlerin oluşmalarını sağlayan dönemsel farklılıkları da bu bölümlerde keşfetmeye başlıyoruz. İzlerken telefonunuza bakarak kaybedeceğiniz on saniye bile, çok şey kaçırmanıza sebep olabiliyor. Ben de şahsen birkaç kere geçmiş bölümlere tekrar gidip hangi karakter kim, kimin neyiydi diye kontrol etmiş bulundum. Anlaması güç olaylar ve karanlık sırlarla ustaca karakterize edilen bu kasaba, anlayacağınız üzere hikayesiyle insanların başını döndürüyor. Dizinin ilerleyişi genellikle ağır gidiyor ve bu ağırlık kimileri için biraz boğucu ve yorucu gelebilir. Ancak dizinin övgüyü hak eden tek yönü hikayeyi çoklu boyut ve çoklu karakterlerle iyi işlemesi değil, karakterlerin tanıtımını da oldukça ilginç yollarla yapabilmesi.

Aslında sessiz bir kasabada gerçekleşen ve ana öznesi çocuklar olan korkutucu olaylar artık bu sektörün klişe bir teması olsa da, Dark bunu hissettirmiyor ve sizlere biraz kafa karışıklığı ve biraz da beyin fırtınası yaratıyor. Sezon bitimiyle birlikte ise karşımızda en az 10 tane soru beliriyor. Bundan dolayı tahmin ediyorum ki Dark 2. Sezonunun da onayını en kısa zamanda alacaktır. Bu yazıyı okuduktan sonra da, son zamanlarda bir açılış jeneriği için “tam isabet” dediğim soundtrack ile sizleri başbaşa bırakayım.

Bu yazı 13 Aralık 2017 tarihinde Journo‘da yayınlanmıştır.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer