İstanbul’da bir Cebelitarık

Ekonomik faktörler, zaman ve mekanı yeniden oluşturur. Şirinevler’in karşısında Ataköy bunun en büyük kanıtı. Ataköy’e geçtiğimizde, hayat sanki boyut değiştirmişizcesine farklılaşıyor. 10 metre ötede amaçsız bir izdiham yaşanırken, 10 metre sonrasında rahat bir hava var

Herhangi bir kesime aidiyet duygumuz olsun veya olmasın, ya da bununla ilgili bir farkındalık içerisinde olalım veya olmayalım, sınıf kavramı ile hayatımızın her döneminde karşılaşmak mümkün. Zira bu kavramı yorumlamak sadece işimizle ya da yaşam tarzımızla değil, yeri geldiğinde mekan/zaman ilişkisiyle de alakalı oluyor. Çünkü yaşamın aktif planlamasında zaman ile birlikte temel ölçütlerden biri olan mekan algısı, aynı zamanda toplumsal örgütlenmenin de bir belirleyicisi haline geliyor. Farklı mekansal deneyimlerin, sosyal, toplumsal ve kültürel ilişkilerin inşasında etkin bir araç olduğu bilinir. Bourdieu ise madem böyle diyor ve ekliyor: “O zaman mekan deneyimlerinin sunum tarzında yapılan herhangi bir değişiklik, toplumsal ve sosyal ilişkilerde de bir değişiklik yaratacaktır.”

İnternette sık sık dolaşımda olan, 1980 yılında çekildiği belirtilen fotoğraflarda görünen Ataköy-Şirinevler silüeti, ülkedeki kaotik atmosfere rağmen iki bölge arasında henüz sınıfsal ayrışmanın olmadığı bir zamanı çok iyi temsil ediyor. Ancak geçen zaman içerisinde sunulan çoğu ranta dayalı farklılıklar, toplumsal olarak dağlar kadar ayrışmaya sebebiyet vermiş durumda. Zira Giddens’in de belirttiği gibi, toplum ilişkileri zaman-mekan akışında ortaya çıkıyor.

Gençler arasında iki medeniyeti ayıran bir köprü, adeta Cebelitarıklaşıyor

18 yıldır Şirinevler’de ikamet eden biri olarak, geçtiğimiz günlerde 140Journos’un Ataköy-Şirinevler Köprüsü ile ilgili yaptığı video ile birlikte bazı gerçekliklerin üzerinden tekrar geçmek gerektiğini hissettim. Çocukluğumun Şirinevler’de geçtiğini söylemek biraz basit kaçar. Çünkü mahalle hayatını doyasıya yaşayan son neslin üyelerinden biri olarak, o çağları çocukluktan daha fazlası olarak görürüm. Şirinevler’de, o dönemin nesli arasında oldukça önemli olan mahalle maçlarımızı yapacak bir yer bulamazdık. Ya işlek caddelerde koşturup sürekli arabaların altına kaçan topumuzu kovalardık, ya da kendimize saha bulamadığımız için Ataköy-Şirinevler arasında mekik dokurduk. Bu dokuduğumuz mekik, bizlere aynı zamanda mekana bağlı olarak değişip gelişen toplumsal ilişkileri ve eğlence pratiklerini de gözler önüne seriyordu. Ataköy tarafına geçtiğimizde sahaların fazlalığı yüzünden maçlarımızı yapmaya karar veremediğimiz için her maçımıza geç başlar, eve dönüşte de bir tomar azar işitirdik. Topumuzu patlattığımızda ise 15 kişiden zar zor bir top parası çıkarıp top almaya giderken, gözümüz o dönemin kaliteli “çift katlı” toplarıyla oynayan Ataköy’ün çocuklarında kalırdı. Bir şekilde bu günlere gelindi ve dönemin çocuklarının Şirinevler’e karşı hissettikleri o çocuksu his, yerini kallavi bir ağırlığa bıraktı. Aklın toplumsal meselelere ermeye başladığı yaşlarda ise naif bir kıskançlık ile imrenilen Ataköy’ün çocuklarının, meğerse tamamen başka bir dünyanın özneleri olduğu ortaya çıktı.

Günümüzde Ataköy-Şirinevler Köprüsü, gençler arasında iki medeniyeti ayıran bir yapı olarak anılıyor. Şirinevler tarafı gürültünün, kalabalığın, huzursuzluğun ve işportanın eksik olmadığı bir yer olarak resmedilirken, Ataköy ise sakinliği, huzuru ve elitizmi yansıtan bir portre olarak sunuluyor. Bauman, kültürün yaşamları biçimlendiren bir kalıp olduğunu öne sürüyor. Dünyada yıllardır süregelen güvencesizlik faktörü ise, bir karşı kültür olarak insanların hayatlarını avucunun içine almış durumda. Karşımızda böyle bir tablo varken, malum köprü sadece medeniyetleri ayıran herhangi fiziki bir yapıdan daha fazlasına dönüşmüş oluyor. İki ayrı hayatın birbirine karışmasına hiçbir zaman izin vermeyen bu köprü, adeta Cebelitarıklaşıyor.

Köprünün üzerindeki insanların önlerinde iki yol var…

Ataköy-Şirinevler köprüsü, lokasyonu gereği İstanbul ulaşımının belkemiği durumunda. Öyle ki, kilit bir aktarma yeri olduğu için hem Metrobüs hem de Metro duraklarına ev sahipliği yapıyor. Dolayısıyla bu bölgede mütemadiyen bir insan sirkülasyonu olduğunu söyleyebiliriz. Köprünün tam olarak hangi işlevi gördüğünü, işte tam da bu sirkülasyonu gözlemleyerek anlamamız mümkün.

Metro ya da Metrobüs duraklarından çıkan insanlar kendilerini direkt olarak köprünün üzerinde buluyorlar. Önlerinde ise iki yol var. Bir taraf sağ, yani tabir-i caizse varoş Şirinevler, bir taraf ise huzurun ve yeşilliğin adresi Ataköy. İnsanların çok büyük bir çoğunluğunun tercihi sağ taraf olur. O tarafa doğru giden insanların yüzlerine baktığınızda zaten çoğu şeyi haritalandırmak mümkün hale gelebiliyor. Marx, daha kentsel olan alanlarda topluluk duygusunun en aza indiğinden bahseder. Hele ki bu kentsellik çarpık bir biçimde gelişmiş ise yabancılaşmanın sonucunda yaşam kalitesinin de düşmesi elbette kaçınılmazdır. Güvencesizlik, çarpık kentleşme, hayata dair belirsizlik ve adeta zincirinden boşanan eşitsizlik, Şirinevler’e doğru giden insanların yüzüne adeta yol yapıp yerini bulmuş durumda. Tabi bir de sol tarafa dönen insanlar var. En fazla on dakika sola dönen insan yoğunluğuna karşın, Şirinevler’e doğru giden en az bir saatlik bir insan trafiği görmek mümkün. Kaldı ki bu keşmekeş çoğu zaman haber bültenlerine dahi çıktı. Kentleşmenin üst seviyeye ulaştığı yerlerde, geleneksel insan davranışlarının stabil olarak sürmesinden bahsedilemez. Çünkü kentleşmiş alan, kendisine uygun olarak kodladığı davranış biçimlerini de yanında getirir. Belki de bu yüzden Şirinevler’e doğru giden insanlar, Ataköy’e doğru giden insanlara nazaran daha hızlı, daha telaşlı ve daha amaçsız bir şekilde yürürler. Zaten yaşanan keşmekeşin ana sebeplerinden birisi de bu. Köprünün üzeri, güvencesizliğin kol gezdiği şehirde saatlerini yollarda harcayarak bir an önce evlerine dönmeye çalışan insanlardan oluşan kuru bir yığın haline geliyor.

Ekonomik faktörler, zaman ve mekanı yeniden oluşturur. Şirinevler’in karşısında Ataköy bunun en büyük kanıtı. Ataköy’e geçtiğimizde, hayat sanki boyut değiştirmişizcesine farklılaşıyor. 10 metre ötede amaçsız bir izdiham yaşanırken, 10 metre sonrasında rahat bir hava var. Kimse hızlı hızlı evine yetişmeye çalışmıyor. Öyle ki, Ataköy’ün emektar AVM’si Atrium ve çevresindeki Cafe’ler seçkin müşterilerini ağırlamak için akşam hazırlıklarına başlamış oluyor bile. Bir tarafta kulaklığını takarak hayvanlarıyla birlikte spor yapmaya çıkanlar, bir tarafta ise bahçesine sandalyelerini kurarak serin bir akşam sefasına doğru yol almak üzere olan insanlar.

İki hayatın birbirine karışmasına asla izin vermeyen modern Cebelitarık’ta ise o sıralarda bazı sesler yankılanmaya başlıyor:

“Kırılmaz kaplar 1 lira!”

“Selpak alır mısınız?”

“4 gb hafıza kartı 10 lira!”

Bu yazı 2 Aralık 2017 tarihinde Sendika.Org‘da yayınlanmıştır.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer