Sherlock: Finalde beyinler çatışıyor

* Bu yazıda sürpriz kaçıran (spoiler) vardır

“Beş dakika…
Bize bütün bunları yapması için beş dakika yetti…”

Sherlock’u bilirsiniz. Heyecanlı bir bekleyişten sonra birkaç bölümle misafir olur ve gider. Sonrasında ise uzun bir süre ortalarda görünmez. Ama gelen o birkaç bölümün hızı, sanki onlarca bölüm gelmişcesine yavaş yavaş akar bizler için. Sanki uzun bir ara verilmemiş gibidir hiç. Bölümler bitirilmek istenmez, davalar çözüme kavuşup ilerleme kaydedildikçe, heyecanla birlikte hüzün de çöküverir yüreğimize. Çünkü bilinir ki, tekrar özlem dolu bir ayrılık yakındır.

Birkaç hafta önce yine uzun bir molanın ardından yeni davalarla, daha karanlık geçeceği iddia edilen Sherlock’un dördüncü sezonu, doğu rüzgarıyla birlikte evlerimize doğru esti. Her şeyin çözüme kavuşacağını beklediğimiz bu sezonda, doğal olarak beklentilerimizi de yüksek tuttuk ve şahsen bunun da karşılığını fazlasıyla aldığımızı düşünüyorum. Sherlock, bu görkemli final bölümüyle herkesi şöyle bir silkti, kuvvetlice sarstı ve bitti. Ancak bitti derken sezonun mu yoksa dizinin mi bittiğinden henüz emin değiliz. Konu hakkında bilindiği üzere gerek yapımcılardan gerekse oyunculardan karşılıklı açıklamalar gelmişti. Benedict Cumberbatch artık aile hayatına odaklanmak istediğini belirtirken, yapımcılar ise dizinin normal şartlarda devam edebileceğini, ancak Cumberbatch’in role devam etmemesi durumunda sürmesinin imkânsız olduğu yönünde bir açıklama yapmıştı. Bence de Cumbercatch olmadan bu pek mümkün görünmüyor. Çünkü Sherlock bizlere geçen yedi yılda güçlü bir aidiyet bağı verdi. Dolayısıyla bundan sonrasında Cumberbatch’ın dışındaki hiç kimse Sherlock için uygun bir rol modeli olamayacak, olsa bile kolay kolay benimsenemeyeceğini düşünüyorum.

İlk olarak final bölümünün Sherlock’un en iyi bölümlerinden biri olduğunu söylemek mümkün müdür? Bence mümkündür. Özellikle The Reichenbach Fall bölümünün sıkı bir hayranı olarak çokça şaşırdığım, diziyi izlerken sürekli olarak kendimce bir şeyler üretmeye çalıştığım ve tabii ki her seferinde tekrar tekrar yanıldığım bir bölümdü. İnsan sanırım yanılmaktan ancak bu kadar zevk alır. Ve sanırım insanı bu kadar yanıltan bir dizi de kolay kolay gelmez. Birinci bölümle beraber bağlanacak olayların altyapısının hazırlanmaya başlanmasıyla ağır ağır seyretmeye başlayan, ikinci bölümle birlikte hızlanan ve bu bölümle de oldukça güçlü bir nokta koyan güzel bir sezon izledik. Özellikle de Moriarty’e karşı olan özlememizin dinmesi bakımından tadından yenmeyecek bir final oldu.

Gözüme takılan eleştirilerilerden ziyade, finali olumlu yönleriyle konuşup, arada da birkaç eleştiri serpiştirmek istiyorum. Dizi zaten sağlam bir final olacağını henüz başlarken, oldukça başarılı ve eğlenceli bir korku sahnesi çekimiyle gösterdi. Malum kayıp kardeşin ne zaman karşımıza çıkacağını tahmin edemediğimiz için, bir an Euros’un artık palalarla Mycroft’un mekanını basmaya geldiğini düşündüm. Özellikle palyaçoyu gördükten sonra (palyaço fobim var) iyice gerilmeye başlamıştım ki, Sherlock’un ünlü şapkasıyla çıkıp gelmesi ve Euros’un Mycroft için de bir travmaya dönüştüğünü anlamak oldukça heyecanlı oldu. Sahnede Sherlock’a has, akıl dolu korkutucu unsurlar vardı. Ama bu sahnelerdede ben, Sherlock’un akıl dolu numarasıyla daha fazla övünmesini, mesela gözleri kanayan tablolardaki sistemi, ya da eve nasıl girdiğine dair ayrıntıları  Mycroft ile alay ederek açıklamasını beklerdim. Ancak Sherlock bunu yapmadı ve bir kız kardeşe sahip olduğunu teyit edip gitmeyi seçti.

Derken Baker Street’te salonun ortasına Drone ile sallana sallana şarkı mırıldanarak gelen sensörlü bir bomba çıktı karşımıza. Bu sahnenin başarısını ya da gerekliliğini sorgulamadan geçmemek gerekiyor. Sensörlü bomba faaliyete geçtikten sonra aralarında kımıldamadan gerçekleştirdikleri üçlü muhabbet oldukça kuvvetli ve zevkliydi. Ancak Euros’un, kardeşlerini, özellikle de Sherlock’u öldürme gibi bir niyetinin olmadığını, bölümün ilerleyen zamanlarında Sherlock’un kendini öldürmesini engellemesiyle görmüştük. Belki de Sherlock’un zaten bundan kurtulacağını bilip kedince bir atraksiyon yaratmak istemiştir kim bilir? Bu yüzden bomba sahnesi, aksiyonu bol ancak pek akıl erdiremediğim bir sahne oldu. Kaldı ki üç saniye içerisinde camdan atlayıp da neredeyse hasarsız kalmalarını artık nasıl yorumlamamız gerekiyor bilemedim. Zaten bunun hakkında yorum yapabilmemiz için, patlama günü ile Sherrinford’a gittikleri gün arasındaki zaman zarfını bilmemiz gerekiyor.

Euros etkisi ve kaybolmuşluk

Öncelikle altını çizmek gerekiyor ki Euros karakteri her açıdan çok etkileyiciydi. Bundan önceki bölümde hatırlayacağınız üzere kendisinden sürpriz bir şekilde haberimiz olmaya başlamıştı. Ancak en başından beri bize sert ve duygularını egale edebilmiş biri olarak gösterilen -ki öyle- ancak dizinin finalinde tabiri caizse perdeleri kalktığı vakit oldukça duygusal ve her yönden eksiklik hisseden bir karakter gördük.

Euros oldukça zeki ancak yalnız ve mutsuz bir çocuk profiliyle anlatılıyor. Aynı zamanda çok da iyi bir sanatçı. Sherlock’a dahi keman çalmayı aslında o öğretmiş. Ondan da öte, Sherlock Euros’a keman çalmaya başlarken Euros henüz bir nota basmışken “Bach çalma, belli ki beceremiyorsun” diye çıkışmıştı. Geçmişte Sherlock’un düşünürken ya da yalnız kaldığında keman soloları çaldığına sık sık şahit olduk. Aynı özellik Euros’ta da var. Sherlock’un bu özelliğini ve yeteneğini ondan aldığı zaten bariz. Mycroft’un da Euros hakkında ifade ettiği gibi “Euros, çağı değiştirecek bir dahi olarak tanımlanmıştı” söylemi, Euros’un finalde şaşırtıcı derecede sosyopatlık dolu hamleler yapmasının güzel bir açıklaması.

Redbeard’ın köpek değil de Sherlock’un en iyi arkadaşı çıkması, dizi boyunca yedi yıldır ağlarımıza gönderilen en klas gollerden biriydi. Euros küçükken, Redbeard’ı kimse kendisiyle oynamadığı için kıskançlık ve yalnızlıktan kuyuya atarak öldürmüş, üzerine bir de Musgrave’i yakmaya yeltenmiş. Böylelikle bardağı taşırmış olacak ki Mycroft ve meşhur Uncle Rudy tarafından hapsedilip aileye “Euros yangında öldü” yalanını söylemişler. Euros kendi uydurduğu şarkı sözlerinde de aslında Sherlock’a bir mesaj vermek istemiş. Sherlock ise o günlerden sonra, Euros’u zihin köşkünün dibine bir daha çıkarmamak üzere gömerken, meğerse Euros hiçbir zaman onu unutmamış. Hatta ensesindeki bir nefes kadar her zaman Sherlock’a yakınmış. Buna da Myrocft’un büyük bir hata ile Euros’a yılbaşı hediyesi olarak ‘Moriarty ile denetimsiz bir beş dakika’ vermesi yetmiş ve fırsat bulduğu anda neler yapabildiğini göstermiş.

Evet, hepimiz “Mycroft o 5 dakikaya nasıl izin verir?” sorusunu hâlâ kendimize soruyoruz. Çünkü Mycroft’un zekasından hepimiz haberdarız ve devlet içerisindeki kilit insan rolünü biliyoruz. Euros’un insanları etkileyici psişik yönünü bilsek de, sanki öyle bir hata yapmak karakterin özellikleriyle de çelişiyor gibi. Ancak baktığımızda bu hata Mycroft’un ilk hatası da değil. Belki de bu yüzden, artık telafi edilemez bir hataya sebep olduğu için bilmecelerin çözüldüğü odalardan birinde Sherlock’un karşısında kendisini öldürtmek için bu kadar çok çabaladı.

Euros dizide öylesine etkileyici ve bağımlılık yapıcı bir karakterdi ki, Sherlock’un onun karşısına geldiğinde kendisini ve yeteneklerini tamamen kaybedip, Euros’a bilinçsiz bir şekilde teslim olması, etkisini yeterince anlatan bir sahneydi. Euros, Sherlock’un duygusallığının, onu olumsuz etkilediğini çoktan çözmüştü ve Sherlock’un yalpalaması için bilmecelere duygusal bağlam eklemesi yetti. Tabii bu sahnelerde endişe ve korkudan öte şundan da bahsetmek gerek; Euros’un bu etkili tavırları karşısında Sherlock’un kendisini tanıyamayacak kadar kötü bir duruma geldiği ve yıkılmaya başladığı sahnelerde, aynı zamanda oyunculuklar da kendisine hayran bıraktıracak bir görkeme ulaşıyor.

Sherlock, John ve Mycroft’un odadan odaya giderek bilmeceleri çözmeye çalışmaları insanlar tarafından “Testere gibi olmuş” eleştirilerini beraberinde getirse de bence güzel bir akıcılığı vardı. Bunun bölüm boyunca devam ederek duygularla harmanlanması ise başka bir güzellik kattı. Her bilmece bitmesine müteakip yeni kapı açıldığında “La bu Sherlock size ne etti!” diyerek içimden bolca isyan ettim. Bununla beraber bir yandan Moriarty’nin ‘tik tak tik tak’larını anlamaya çalışmak ve gerilmek, bir yandan uçakta tek olan küçük kızı ve yolcuları kurtarmaya odaklanmak benim için oldukça stresli anlardı. Bunların üzerine bir de karşımıza Molly Hooper’ın hayatının tehlikeye girdiğini gördüğümüz anda herkesin “Hadi artık söyle şunu” diye ekranı tekmelememek için kendilerini zor tuttuğundan eminim.

Molly’i ikna etme aşamasında izlediklerimiz, Sherlock’un yaşadığı kırılmayı en iyi anlatan sahnelerden biriydi. Bugüne kadar sevgiden yoksun olmasına alıştığımız Sherlock’un dudaklarından dökülen “I love you” kelimeleri, az da olsa ızdırabımızı dindirmiş gibiydi. Ayrıca Molly’e sataşmak bence Euros’un sunduğu en iyi bilmecelerden biriydi. Çünkü diğer bilmeceler Sherlock’un kolaylıkla çözebileceği şeyler olduğu kanaatindeyim. Bir silahı kimin ateşlediğini Sherlock bilmeyecek de kim bilecek?

Şu eleştiriyi yapmadan da geçmeyelim. Kaldı ki gözlemlediğim kadarıyla finalin en çok eleştirilen kısmı da burası oldu. Euros’un ucu bucağı olmayan insan etkileme yeteneği biraz fazla mı kaçmıştı sanki? Dünyanın en iyi dedektifinin ve hükümetle içli dışlı olan abisinin bu denli kandırılması beni çok da tatmin etmedi. Dolayısıyla dizide ister istemez kurgusal boşluklar doğdu. Euros, kapatıldığı yerin müdürünü dahi etkisi altına alıp oradan kaçarak Sherlock’la kahve içmeye gidebiliyorsa, Mycorft’un ‘Cehennem’ olarak nitelediği Sherrinford’un varlığının da pek bir önemi kalmıyor sanıyorum. Ya da harika bir gözlemci olan Sherlock’un, bir metre ötesinde Euros’un kaldığı mekanı, bir camın çevrelemediğini farkedememesini, Euros’un manipüle gücüyle açıklamaya çalışmak biraz ziyanlık gibi.

Sherlock evriliyor

Sherlock’u da hepimiz duygularından arınmış, ikili ilişkileri pek de iyi sayılmayan bir ‘sosyopat’ olarak tanıdık. Ancak yazarlar Sherlock’un içinde sakladığı ve zamanla yansıtmayı başarabildiği duygusal yönünü ve kişisel gelişmişliğini, bu sezonda tamamen dışa vurmak adına mesai harcamışa benziyor. Dizide karakterlerin gelişim süreçlerine ve evrilmelerine yakından şahit olmak bu yönden oldukça önemliydi. Sherlock’un, alıştığımız sosyopat kişiliğine bürünmesinin sebepleri, altyapısı ve çocukluğunda yaşadığı travmaları, kısacası Sherlock’u Sherlock yapan etkenleri final bölümünde fazlasıyla gördük. Ufakken yaşadığı Redbeard travmasından sonra kardeşi Euros’u yine tamamen zihin köşküne gömmesi, Sherlock’un zaman zaman denk geldiğimiz duygusal yönüne güzel bir ışık tutuyor.

Travma demişken Redbeard’ın aslında köpek olmamasının, aslında çocukken en iyi arkadaşı Victor olduğunu öğrendiğim andan itibaren yüzüme takılan şaşkınlık ifadesi silinmiş değil. Çünkü ikinci bölümde hatırlayacağınız üzere “İnsanlar üçten sonra mı aramayı bırakıyorlar?” repliğinden sonra “Dördüncü kardeş?” diye hepimizin kafasında bir şimşek çakmıştı. Ancak dördüncü kardeşi değil, oyuna Sherlock’un en yakın arkadaşını dahil ettiler.

Ufakken yaşadığı ve kendisini hatırlamamaya şartladığı şeyler, Sherlock’u tam anlamıyla duyusuz yaşamaya sevketmiş. Kendisi çok farkında olmasa da, Euros sayesinde yaşadıkları onu bugün olduğu insan yapmış. Belki de ufakken, Redbeard’ı başına ne geldiğini çözmeye çalışırken dedektif olmaya karar vermiştir. Mycroft bunu “Katettiğimiz yolların derinliklerinde şeytanlar vardır” sözüyle çok güzel betimliyor. Hatırlayacağınız gibi Sherlock’un bilinçaltında ve rüyalarında hep sular vardı. Moriarty ile havuz başında hesaplaştığı örnekler, Redbeard’ın boğulduğu kuyuyu, Euros’u aslında içten içe anımsadığını gösteriyor. Ya da Euros’un yanına giderken gemide “Sen dedektif Sherlock musun?” diye soran tekneciye “Korsan olan Sherlock’um” diye cevap vermesi, ufakken Redbeard ile oynadığı korsancılık oyunundan kalma bir alışkanlık olarak göze çarpıyor. O yüzden bence korsan detayı oldukça önemli ve puzzle tamamlayıcı bir parça.

Sherlock’un ufaklığından kalma travmalarının getirilerinden biri de, Redbear’dan beri yakın bir arkadaş edinememesi ya da kimseye ısınamaması. Bu aynı zamanda haliyle sevgi açlığı da yaratıyor. Ancak günün birinde Redbear’dan sonra hayatındaki ikinci en iyi arkadaşı olarak John’u görmüş ve duygusal yönleri John ile tanıştıktan sonra açığa çıkmaya başlamış. Ve bu duygusal gelişimini, John’a olan bağlılık ve sevgisini finalde yeterince göstermiş. Bunun en büyük kanıtını da Mycroft’un Euros hakkında konuşurken “Bu bir aile meselesi” diyerek John’un dışarı çıkmasını istedikten sonra Sherlock’un “Tam da o yüzden kalıyor” cevabıyla gösteriyor. Ayrıca Mycroft’a, Sherlock’a Euros’u anlatırken “Yangında öldü” diye yalan söylemeye devam etmesine oldukça kızdım. Olaylar kontrolden çıkmış, Euros kardeşinle kahve içmeye gelmiş, bütün adayı kontrolü altına almış, sen neyin derdindesin acaba?

‘Miss me?’

Evet sevgili Moriarty. Seni çok ama çok özlemiştik! Moriarty’nin I Want To Break Free eşliğinde helikopterden inişini, artistik pozlarını, Euros’un etkisine girdiği sahneleri ağzım açık izledim. Tabii bunun yanında ufak da bir üzüntü vardı. Biz ‘Geri döndü’ diye koltuğumuzda zıplamaya başladığımız anda, birden bire o meşhur yılbaşı gecesi olduğunu gördük. Olsun, sonuçta Moriarty’di. Zaten sürekli kafamızda “acaba ölmedi mi?” soruları zaten vardı. Döndürmemeleri finale dair güzel olan şeylerden biri oldu. Zira bundan sonraki süreçte de bir şekilde kurtulduğunu gösterip karşımıza çıkarsalardı pek iyi olmazdı. Önceden yaptığı video kayıtları, hatta Sherlock’un yapacağı hamleleri tahmin edip ona göre kaydetmesi Moriarty’e hayranlığımızın da boşa olmadığını gösteriyor. Böylece Moriarty’nin iki sezon önce çatıdayken bahsettiği “Son bilmece” sözü de, kardeş Euros ile birlikte yürüttükleri planları çok iyi destekliyor. Ancak bundan önceki sezonda, final için şahsen Moriarty’nin planlarını kafamda daha büyük çaplı bir olay olarak kurgulamıştım. Çünkü kendisi bütün bir şehre bilboardlardan seslenmişti ve bu konuda başka beklentilerim vardı.

Ve veda…

Finalin sonunda karakterleri tamamen oturmuş, artık kim oldukları belli olan üç insan görüyoruz. Bunların sonucu da ekstra duygusallığın açığa çıkmasını sağlıyor. Sherlock artık eskisi gibi değildir, empati yapabiliyordur ve kız kardeşini yaptıklarına rağmen anlama başarısı göstermiştir. Şarkının şifresini çözüp Euros’u odada bulduğunda, Euros’la birlikte aynı zamanda John’u da kurtarmış ve Euros’a ailevi bir duygusal bağlam hediye etmiştir. Sherlock Euros’u terketmemiş, periyodik olarak gidip kız kardeşiyle keman çalmaya başlamış, iletişimi geliştirmiş ve ailesini de bu kısa resitallere götürerek herkesi tekrar bir araya getirmeyi başarmıştır.

Sonuç itibariyle özellikle Uçak – Euros  – Victor üçgeni, kullanılan metaforlar her şeyiyle çok ama çok güzeldi. Matiss her zaman yaptığı gibi bizi bakar köre çevirerek gönlümüzdeki tahtının yerini sağlamlaştırmayı başardı. Bu arada dizinin devam edip etmeyeceğini şu anda eminim ki yapımcılar dahil kimse bilmiyor. Ancak sonda Marry’nin konuşması şahsen bana bir dizi finali gibi geldi. Bir şekilde anlaşılıp devam etme kararı alınsa bile, sanıyorum yine en azından 3 yıl kadar beklememiz ve hayal kurmamız gerekecek.

“Bu yazı 26 Ocak 2017 tarihinde Journo‘da yayınlanmıştır.”

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer