Dayanışmaya aykırı, ama CHP’ye hayır diyeceğiz

Bugünlerde yaşadığımız onca kötülük üzerine üzülerek söylüyorum ki, maalesef gelinen bu noktada ben de artık gri bir rengin olmadığını düşünüyorum. Ya iyiden taraftasınız ya da kötüden. Her şey bu kadar basit, keskin ve ortası yok. Ayrıca bunu özellikle Kılıçdaroğlu’na söylemekte de bir sakınca görmemek gerekiyor. Sayın Kılıçdaroğlu, bu saatten sonra ya iyiden taraftasınız ya da kötüden.

CHP yıllardır ürettiği, daha doğrusu üretemediği politikalarını kurgularken ne seçmenlerini, ne kendi vekillerini, ne de birlik olma çağrısı yapmaktan ciğerleri solan diğer muhalefet vekillerini dinledi. Partinin ürettiği politikaların hamurunu yoğurup şekillendiren yalnızca tek bir etken vardı: “Elalem ne der?” kaygısı. Geçtiğimiz günlerde iyimserliklerinin sebebini anlayamadığım bir şekilde bazı kitleler CHP’nin tartışılan bildirisi sonrası “CHP nihayet bu kafadan kurtuluyor” diye sevinmişlerdi. İnancım olmamakla birlikte hep beraber bekledik ve gördük. Peki sonuç neydi? CHP şaşırtıcı bir şekilde hala bu politikadan medet ummaya çalışıyor. Üstüne üstlük bu kurgulamadan dolayı her seferinde de kaybetti. Gözümüzün önünde bunlar varken, defalarca bu parti tarafından arkamızdan vurulmuşken, hala ısrarla politika üretim sürecinde de bu eleği dikkate aldıklarını gördüğümde, ister istemez CHP’nin yakın zamanda kaçınılmaz bir şekilde başına gelecek her şeyin mübah olduğunu düşünüyorum. Ve tabi ki bu cümlenin sonuna da ne olursa olsun CHP’nin başına gelecek bu belaların karşısında da kendilerinin yanında saf tutacağımızı ekliyorum. Ancak belayı bağıra bağıra çağırmakla, gerçek ve onurlu bir mücadele sürdürürken belaya bulaşmak arasında oldukça büyük fark var.

CHP kullanılıp atıldı

CHP, insanlara partisinin geçmişinin daima Cumhuriyet ve Demokrasi ile anıldığını anlatırken, yakın geçmişte yaptığı tüm hamlelerle kendisine ve geçmişine asla saygı duymadığını gösterdi. Kendi kendini değersizleştirdi. Yüzyıla yakın bir süredir devam eden politik parti geçmişine ise tek bir gün dahi anlam yüklemek için çaba göstermedi. İktidarın baskılarına, tehditlerine tam anlamıyla teslim oldu. Algı yönetiminde adeta bir üstad haline gelen AKP’nin, kendine muhalif herkeste yarattığı “terör” kodlaması CHP’nin bilinç altına ilmek ilmek işlendi. CHP de buna izin verdi ve boyun eğdi. Boynunun vurulması için başını AKP’ye ve tetikçilerine uzattı. Hilal Kaplan’ın attığı tek bir tweet, CHP’nin tüm politikalarının tepetaklak olmasına yol açtı. CHP, Kartal’da dün gerçekleşen “Boyun eğmeyeceğiz” mitinglerinden de işte tam bu yüzden son anda çekilme kararı aldı. İşte bu yüzden Kılıçdaroğlu çıkıp utanmadan, bu ülkeye 7 Haziran gecesi yıllar sonra deliksiz bir uyku uyutan bir parti için “Bizi HDP’nin yanında göstermeye çalışıyorlar” diyebildi. CHP sürekli olarak papağan gibi tekrarladığı ve insanları suçladığı “İhanet süreci” söyleminin içerisine, demokrasi ve barışa gerçekten ihanet ederek daldı. Bunun sonuçları da kaçınılmaz olarak iktidarın işine yaradı. CHP’yi Yenikapı faciasında olsun, dokunulmazlık görüşmelerinde olsun dilediğince kullanıp attı ve arkasına bile bakmadı. Elimde böyle bir malzeme olsaydı ne yalan söyleyeyim ben olsam ben de bakmazdım.

CHP’nin barış sürecine olan nefret tutumu

Geçtiğimiz hafta CHP’nin yaklaşık 7 saat süren PM toplantısının sonunda ortaya çıkan nadide fikir “Türkiye’yi böldürtmeyeceğiz” mitingleri düzenlemek oldu. Bu mitingleri düzenlemenin amacını adım gibi eminim ki kendileri bile bilmiyordur. Eğer bilenler varsa, baskı rejimine giden yol güzergahında neden “Türkiye’yi böldürmeyeceğiz” isimli bir mitingin yapılmak istendiğini bana anlatsınlar. CHP’nin sanıyorum ki ısrarla göremediği ya da görmek istemediği ince noktalar var. Yukarıda da bahsettiğim gibi CHP’nin içine işlenen “terör” yaftası, CHP’yi en korkulu günlerini yaşamaya mahkum etti. Bu korkuya teslim olmalarının yarattığı tahribatı ise sürekli barış sürecine laf atarak ve süreci yürüten tarafları temelsiz bir şekilde eleştirerek kapatmaya çalıştı. CHP’nin barış sürecine karşı çok iyi başardığı nefret tutumu, politik beceriksizliğini yine ortaya çıkardı. Buna karşı en güzel cevabı ise Necmiye Alpay cezaevinden Kılıçdaroğlu’na yazdığı mektupta verdi: “İktidara çözüm süreci için yönelttiğiniz suçlamalar, barış açısından anlaşılır gibi değil. Kanımca çözüm süreci; başlatılmasından çok, uygulanmayıp yarıda bırakıldığı için kınanacak bir süreçtir.” CHP’nin bu korku politikalarından sıyrılmasını sağlayabilecek yegane güç, bence parti içerisindeki muhaliflerin elinden geçiyor. Özellikle yılların deneyimi Sezgin Tanrıkulu ve dinamik bir diğer isim Ali Haydar Hakverdi gibi isimlerin dizginleri biraz da olsun ellerine almaları gerek. Üstelik parti iradesine eleştirilerini daha gözle görülür bir şekilde yönelttiklerinde kendileri de tek kalmayacaklar, partide de köklü bir değişim meydana gelecektir.

Kılıçdaroğlu kötülüğe hizmet madalyalarına yenilerini ekliyor

Hepimiz biliyoruz ki CHP gibi sıkıcı ve stabil bir politika güden kurumların düzenlediği mitingler, kurumun verdiği uyuşukluğun ve sıkıcılığın da etkisiyle kemik kitlesinin dışındaki seçmenlere hitap edemiyor. Kaldı ki içerisinde bulunduğumuz, meclisin dahi pasifize edildiği bir dönemde, çok yönlü organizasyonlar harici mitingler bence tam anlamıyla gereksiz bir organizasyon haline geldi. Öncelikle CHP, bu mitinglerinde hangi kitleye hitap edeceğini pek kestirememiş olacak ki, yıllardır hiç değişmeyen kemik kitlesinin dışındaki insanlara hitap edebileceğini düşünüyor. Halbuki bunu düşünmek için tek bir elle tutulur sebepleri dahi yok. Bunu sanması bile CHP’nin ne denli politik okuma beceriksizliğinin olduğunun göstergesi. Ayrıca 7 Haziran gibi destansı bir seçimde kendilerinden bıkarak HDP’ye gönül verenlerin oranına bakıp “Bu insanlar neden CHP’ye oy vermedi acaba?” diye iki yıldır kendilerini sorgulamadıkları da çok açık bir şekilde ortada. Partinin kendisini savunduğunu sandığı vasat politikalarına ek olarak, CHP savunma pozisyonundan çıkıp aklınca saldırı başlattığında da her şeyi eline yüzüne bulaştırıyor. Kemal Kılıçdaroğlu, çıktığı her canlı yayında “Elimizde şu belgeler var, elimizde bu isimler var” deyip aklı sıra blöf yaparak iktidara karşı bir atağa geçmeye çalışıyor. Bahsettiği belgeler ve isimler yoksa, zaten iktidar yaptığı blöfü yemiyor. Eğer varsa da, Kılıçdaroğlu sanıyorum ki kötülüğe hizmet ederek kazandığı madalyalarına bir yenilerini daha ekliyor.

Barış, dayanışma ve birleşmeye olan açlığımızın en büyük kanıtı, Selahattin Demirtaş’ın İrfan Aktan’a verdiği röportajda dudaklarından dökülen “Birbirimizden vazgeçemeyiz” kelimelerinde yatıyor. Evet birbirimizden vazgeçemeyiz, ancak bizden vazgeçilmediği sürece. Evet birbirimizden vazgeçemeyiz, ancak sırtımızdan vurulmadığımız sürece. Aksi taktirde çizilen yol çoktan belli oldu. Dayanışmaya aykırı, ama CHP’ye hayır diyeceğiz.

“Bu yazı 21 Kasım 2016 tarihinde Dekadans‘ta yayınlanmıştır.”

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer