Sezin Öney: ‘ABD’nin Türkiye’de insan haklarını desteklediği illüzyonundan kurtulduk’

Bu beklenmedik zaferi nasıl yorumlamalıyız? Bundan sonra dünyanın yolunu popülist siyaset mi belirleyecek?
Donald Trump’ın zaferi elbette, siyasette yeni bir dönemin açıldığını gösteriyor. Yeni popülist hareketler, bu seçimden sonra elbette bazı yerlerde elini güçlendirecektir ama bir şok doktrini de söz konusu olabilir. Yani, Avrupa başta olmak üzere, aşırı sağa karşı yeni örgütlenmeler ortaya çıkabilir. Merkezin, statükonun elden gittiği artık kabullenilebilir. Fransa’da, Marine Le Pen’in başkan olabileceğinden söz ediliyordu; Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande’ın desteği yüzde 10’un altına düştü. Trump’ın seçilmesi gibi şoklar, ‘nasılsa olmaz’ denilenin bal gibi olabildiğini göstermesi açısından, özellikle Avrupa’da, alarm zillerinin inatçı statükocular açısından da sonunda çalmasına neden olabilir.

Avrupa genelinde, yani İspanya, Yunanistan gibi ülkelerde farklı biçimde gözlemlediğimiz ABD’nin de başına geldi aslında: Klasik merkez siyaset eridi. Bundan muhakkak bir yenilenme dinamiğine geçilecek. Bu açıdan, sol kanatlara çok iş düşüyor. Asıl krizi yaşayan sol ve demokrat siyasi hareketler. Çalışan sınıfın, Trump gibi, New York’un en pahalı caddesi 5th Avenue’da yaşayan, emlak zengini bir kahramanı olması; alenen ırkçılık yapan bu kişinin Barack Obama gibi ilk Afro-Amerikan kökenli bir başkandan görevi devralacak olması, demokrat çizgi için çok düşündürücü. Demokratlar açısından bu kadar muhteşem bir başarısızlık çok özeleştiri kaldırır; gelecek dört yılda da bol bol vakitleri var zaten. Sadece iktidarı kaybetmediler; Kongre ve Senato’da da çoğunluk Cumhuriyetçiler’de. ‘Bitti’ gözüyle bakılan Cumhuriyetçi Parti, şimdi temsiliyet bakımından altın çağını yaşıyor.

Avrupa’nın popülistleri ise, Trump’u beğenmekten çok onun getireceği altüst oluş ve kaos ortamının kendilerine yarayacağını düşünüyor. Trump’ı tebrik için sıraya giren aşırı sağ popülist liderler de, onun kendisinden ziyade, zaferini kutluyordu: O yapıyorsa, biz neden yapamayalım mantığı ile. Bir istisna var; o da, Britanya’dan UKİP’in lideri Nigel Farage; onun gerçekten Trump ile kişisel bir yakınlık içinde olduğu, hatta tartışmalardaki tavrı ile ilgili fikir verdiği söyleniyor.

Kısa vadede, aşırı sağ popülizm bir özgüven patlaması yaşayabilir ama Trump yönetimindeki Amerika’nın dünyaya ve ülkesine getireceği karmaşa, seçmenlerin bu tarz hareketlerden (sonunda) ürkmeye başlamasına da neden olabilir.

‘Popülizm zayıflama hapı gibi pazarlanıyor’

Trump’ın seçim dönemindeki vaat ve söylemleri büyük ölçüde ötekileştirme üzerineydi. Bunların halkta böyle yüksek bir karşılığı olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Obama’nın seçildiği dönemde nasıl çoğulculuk, farklı ırk ve marjinalize edilmiş grupların ön plana çıktığı iddia edilmişse, şimdi de buna karşı bir ‘beyaz tepki’ görüyoruz. Trump seçmenlerinin belkemiği Beyaz-Anglo-Sakson-Erkek Hıristiyanlar, yani WASP’lar. Bu arada, WASPın P’si Protestan, ama ‘Hıristiyan’ diyorum ben; çünkü Trump’ın beyin takımının hepsi Hıristiyanlığına vurgu yapan kişilerden oluşuyor; bu küçük çevrenin içinde Katolikler de var. Trump’ın kendisi Presbiteryen ve Evanjelist vaizlerle de yakın.

Obama’nın başkanlığı, ABD’de ‘ırk’ konusunu sorun olmaktan çıkardı yorumları yapılmıştı; bu durumun hiç de öyle olmadığını görüyoruz. Popülist politikacıların, en sağdan en sola en büyük özelliklerinden biri, dillerinin kemiği olmaması. Ve bu da, halk genelinde karşılık buluyor. Sol popülizm, elbette sol siyasetin ve ideolojinin şekillendirmesiyle, daha çoğulcu bir dile sahip. Sağ popülizm ise, sağın içinde barındırdığı ideolojik muhafazakarlığı dışa daha da sert vuruyor. Politik doğruculuk kaygısı olmadan, akıllardan geçip de söylenemeyenlerin, fazlasıyla konuşulur olmasına yol açıyor. Öte yandan, popülizm zaten ötekileştirme üzerine kurulu: ‘Bizler’ ve ‘Onlar’ söylemi ve ayrımı yapmayan bir popülizm zaten söz konusu değil; bu tarz politikanın en belirleyici özelliği bu. ‘Onlar’ olmadan, ‘Bizi’ de söylemde, ideolojide şekillendirmek mümkün değil. Popülizmin kolaycı bir yönü var: Bir hapla zayıflayın, gençleşin, her şey mükemmel olsun hapları gibi. O haplar nasıl pazarlanabiliyorsa, popülist politika da öyle pazarlanıyor.  Trump’ın da pazarlama konusu uzmanlık alanı olduğuna göre, ‘ötekileştirmeyi’ de çözüm olarak pazarlayabilmesi doğal. Tabii, ırkçı, ötekileştiren söylemler, bu şekilde giderek ‘merkeze’ yerleşiyor; ‘normalleşmeye’ başlıyor. Bu da zaten, Trump tarzı politikacıların asıl tehlikesi.

‘Hak ve özgürlük mücadelesi verenler yeniden örgütlenmek zorunda’

Trump’ın homofobik ve ırkçı açıklamaları neyi değiştirecek, bunlar bir devlet politikası haline gelebilir mi? Dünyada verilen özgürlük mücadelelerinde bir kayıp olur mu?
Trumpizm’in, ABD içinde hak ve özgürlük hareketlerine, söylemlerine yönelik elbette çok büyük negatif etkisi olacak. Yani; bana kalırsa, Trump’un seçilmesiyle, dünyadan çok ABD’de hak mücadelesi kriz yaşayacak. Bence, Trump başkanlığının en büyük kaybedeni, kadınlar ve Müslümanlar. Bu iki taraf, en aşağılayıcı söylemlere maruz kalanlar. Hatta, Trump’ın Müslümanlara yönelik söylemini, ancak Türkiye politikasında Ermenilere yönelik söylemle karşılaştırabilirim. Siyahlar ve Hispanikler de, aşağılanan kesimlerden. Ama, onların Trump tarafından, Müslümanlara nazaran daha çok ABD’nin parçası gibi görüldüğünü söyleyebilirim.

LGBTI’ler, Beyaz Saray’ın ‘gökkuşağı’ renkleri ile aydınlatıldığı, eşcinsel evliliklerin yasallaştığı bir dönemden bugüne geldiler. Kürtaj karşıtı söylem güçlenecek; Anayasa Mahkemesi’nde muhafazakar hakim Antonin Scalia ölmüştü; onun yerine yeni bir isim atanacak. Ve bu ismin çok muhafazakar biri olacağına kuşku yok. Kadınlar ve siyahlar da, hak mücadelelerinde çok sıkıntılı bir döneme giriyor. ABD’de hak ve özgürlük mücadelesi verenler, yeniden organize olup, ivme kazanmak zorunda bulacak kendini. Dünyadaki hak ve özgürlük mücadeleleri zaten, ABD’den ilham almıyor, destek görmüyordu nicedir: Türkiye için en sert açıklama ‘çok kaygılıyız’dan bir başka bir şey oldu mu? O yüzden, hiç olmazsa, ABD’nin Türkiye’de insan haklarını desteklemesi gibi bir illüzyondan kurtulduk.

Dünyada hak mücadelelerinin olumsuz etkilenebileceği yerlerden biri, Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri: Beyaz Saray’ın insan hakları, demokrasi  söylemleri Macaristan gibi ülkelere yönelik olarak bir nebze olsun daha güçlü tonda idi. Büyük bir değişim yaratmasa da, en azından vardı. Bu ülkelerin popülistleri, zaten pragmatik bakışla, Avrupa Birliği’ne Brüksel’e kafa tutmak için Rusya’ya yakın davranıyor. Bu ülkeler ve dünya genelinde, ayrımcı söylemlerin cüret kazanması, popülerleşmesi mümkün.

‘OHAL’deki kamuoyu araştırmaları ciddi biçimde yanılabilir’

trumphillaryputin

Seçim sonuçları, Brexit ve Kolombiya Barış sürecinden sonra anket şirketlerini bir kez daha yanılttı. Sizce bunun sebebi özverili bir çalışma yapılmaması mı yoksa siyasal eğitimler lehine algı yönetme çabası mı?
ABD seçimlerinde, kamuoyu araştırma şirketlerinin seçmenlere ulaşımı düşüktü: sorulara çok az kişi cevap vermeye niyetli idi. Bunun örneklemleri etkileyeceği, yanlış hesaplara neden olacağı da dikkate alınmadı. Cevap vermek istemeyenler, tercihlerini gizleyenlerdi. Dünya genelinde, seçim/referandumlarda kamuoyu araştırmalarının sürekli yanıldığı bir döneme girdik. Bir şekilde, ulaşılamayan, konuşmak istemeyen, tercihini gizleyen seçmen asıl belirleyici olan oluyor. Kolombiya referandumundaki yanılma, coğrafi sebeplerle ulaşılamayan ciddi bir seçmen kitlesi olmasıydı örneğin. Brexit konusunda ise, katılımın düşüklüğünün kamuoyu araştırmacıları tarafından öngörülememesi. Ve seçmen yalan da söylüyor. Güvensizliğin dünya genelinde ön plana çıkmasıyla, seçmen kapısına gelen veya kendini telefonla arayan anketöre güvenmiyor, ya cevap vermek istemiyor ya da yalan söylüyor. Bu nedenle, ben Türkiye’deki kamuoyu araştırmalarının da, özellikle OHAL ortamında ciddi biçimde yanılabileceğini düşünüyorum. 1 Kasım seçimlerindeki yanılma da tercihin gizlenmesinden kaynaklanıyordu: ama bu sefer tersine, baskı ortamında insanlar korkudan doğru tercihlerini gizleyerek, iktidara ve politikalarına olduğundan çok daha fazla destek veriyor gibi gözükebilir.

Suriye sahasında vekalet savaşlarının çıkmaz haline geldiği dönemde, Trump’un politikaları ile Putin’in politikalarının çatışması sıcak bir çatışmayı tetikler mi? Dünya yeniden iki kutuba ayrılmaya yakın diyebilir miyiz?
Tersine, Putin ve Trump’un anlaşacağı çok konu olabilir. Esad konusunda, IŞİD ile mücadelede hangi güçlerin ön plana çıkması gerektiği konusunda son derece aynı dalga boyundalar. NATO ise, Trump’un küt diye ortada bırakabileceği bir yapı. Dolayısıyla, Rusya ile ABD, tamamen pragmatizm üzerinden beraber hareket eder hale gelebilirler. Kremlin’i yakından takip ediyorsanız, epeydir ABD ile ilişkileri ‘Perezagruzka’ yani ‘resetleme’, ‘açıp kapama’dan bahsediyordu. Putin’in ilk açıklamaları da bu yönde, “biz zaten açılım istiyorduk, dünyaya karşı küresel sorumluluğu olan iki gücüz, güvenlik için beraber hareket etmeliyiz; Beyaz Saray ile ilişkileri restore edelim” minvalinde. Trump’ın başkanlığı kesinleşince, Duma’da oturuma ara verilip, ABD seçimlerinin sonuçları ayakta alkışlandı.

Rusya ekonomisi, durağanlığının çok arttığı zamanlarda; Putin yönetimi, evet bu yılki seçimlerde, Duma’da büyük çoğunluk kazandı ama katılım rekor sayılabilecek oranda düşüktü. Kremlin çevresi, iktidardaki ömürlerini uzatmak için bir açılım yaşamak zorunda. Trump ile realist paradigma çerçevesinde yakınlaşma, bu açılımın altın tepside sunulması olur Moskova için…

İki kutuplu dünyadan çok, NATO’nun; İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan Batı İttifakı düzeni, ciddi bir dönüşümden geçebilir veya tamamen çökebilir. Barışçı bir dünya tahayyülünden bahsetmiyorum: ABD’nin, daha militerleştiği de bir dönem olacak bu. Trump’ın aslında hiçbir konuda çok somut önerileri yok; gene en somut politik önerilerinden biri, ABD Ordusunun büyütülmesine ve güçlendirilmesine yönelik.

‘Sağ da sol da eşitsizliklere daha çok kafa yormak zorunda’

Trump kendi ırkına mensup Amerikalı işçilerini savunacağı yolunda açıklamalar yaptı. Belli bir ırkın sosyal haklarının yükseltilmesi, dünyada eşitsizlikleri nasıl etkiler?
Herkes; sağ da sol da, artık eşitsizlikler konusuna daha çok kafa yormak zorunda. ABD içinde, Trump’ın gerçekte var olan eşitsizlikleri giderecek birşey yapması, eşyanın tabiatına aykırı. Sağlık sisteminde Obamacare’i yok edecek siyasi gücü var; bunun içinde Kongre ve Senato’nun desteğine de ihtiyacı yok. Sosyal haklar konusunda, Bill Clinton yönetimi ile bazı konularda çalışmış olan Cumhuriyetçi Newt Gingrinch, Trump’ın kısıtlı sayıda insandan oluşan beyin takımında olduğunu unutmayalım. Sosyal haklar projelerinde, Gingrich söz sahibi olacaktır diye düşünüyorum.

Buna karşılık, kozmetik olarak, ABD’de halkın gözünü boyayacak altyapı yatırımları (bizdeki örnekte olduğu gibi havaalanları, köprüler, yollar) restore edilebilir, yenileri yapılabilir.  Son kertede, gerçekte olan eşitsizlikleri değiştirmekten çok, algılarda ‘gerçek gibi’ hissedilen eşitsizlikleri değiştirmek belki Trump başkanlığının en büyük projesi olacak. Çünkü, ikinci başkanlık dönemini kazanabilmesi, her şeyden çok buna bağlı olacak.

‘Trump seçildiği partiyi taşıyıcı anne gibi kullandı’

Ülkeleri kendi politikaları ve iktidarları ile değil, tek bir lider ile anmaya başladık. Rusya ne yapar yerine Putin ne yapar gibi. Bu seçimle birlikte buna Trump da eklendi. Bu ülkeler açısından 1940’lara benzer bir durum oluştu diyebilir miyiz?
Bence, önce bu dönemi ve özellikle Trump’ı bir kendi içinde anlayalım, irdeleyelim. Sonra, başka liderler ve tarihsel örneklerle karşılaştırma yapalım. Şuna vurgu yapayım: Trump, Cumhuriyetçi Parti adayı olarak seçildi ama seçildiği partiyi de, adeta bir taşıyıcı vücut-mesela taşıyıcı anne gibi kullandı. Tek adamlığı, çok kısıtlı bir çevre ile çalışmasından geliyor. Kampanyası boyunca, çoğu Cumhuriyetçi ağır topu dışladı; tabii onlar da onu dışladılar. Bush ailesi, Bush döneminin kilit Cumhuriyetçi aktörleri Condoleezza Rice ve Colin Powell gibi isimler de, Trump’ı, “başkanlık için uygun bulmadıklarını” vurgulayayım. Cumhuriyetçilerden birçok önemli isim de, imzalarını vererek Trump’ın yönetiminde yer almayacaklarını deklare ettiler. Trump’ın başkanlığında, Başkan Yardımcısı Mike Pence, eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich, eski New York Belediye Başkanı Rudy Giuliani ve New Jersey Valisi Chris Christie beyin takımı olacak gibi gözüküyor; bu kısıtlı çevre hem partiye hem ülke politikasına şekil verecekler.

Wikileaks’in yayınladığı podesta yazışmalarının bu seçimlerde etkili olduğunu söyleyebilir miyiz? Arap Baharı’ndan ABD seçimlerine Wikileaks’in eriştiği bu güç hakkında ne düşünüyorsunuz?
FBI da, e-mailler konusunda Clinton başkanlığı için çok sıkı bir karşıt kampanya yürüttü. Konu sadece Wikileaks değil yani. Julian Assange’ın Klu Klux Klan tarafından tebrik alması, herhalde karizmasının oldukça çizilmesine neden oldu.

Birçok gazeteci ve blogger, seçimin kazananı Putin dedi. Kısa ve uzun vadede bu ne kadar doğru bir yaklaşım?
Evet ve hayır; Kremlin, gerçekten de Trump’a yatırım yapmaktan çok, Hillary Clinton’ın zayıf bir elle başkanlığa adım atması kartına oynuyordu. Neticede, Kremlin’in temel politikası, Batı’ya karşı “bilinmez, öngörülmez, tahmin edilemezi” yapmak, statükoyu tepetaklak edecek riskleri almaktı. ‘Güçlü ülkenin güçlü lideriyim, kafama eseni yaparım,’ Putin’in rolü idi. Bu rolü şimdi, Trump devralıyor; bu açıdan ‘deli, deliyi görünce sopasını saklar’ gibi. Oluşan belirsizlik, Putin’in daha dengeli, daha temkinli ve az risk alır bir politikaya itebilir.  Perezagruzka/Reset dönemi başlaması çok muhtemel ama Clinton ile de bu olacaktı zaten; Putin, Clinton yönetimi ile daha ayakları yere basan, klasik “riskleri seven gözüpek güçlü lider” rolünü daha kolay oynayabilir bir pozisyonda hissedebilirdi kendini. Bu açıdan, “sert erkek” rollerini seven tüm liderler, Trump’ta bir ayna etkisi bulmaktan, beklendiğinin aksine rahatsızlık duyabilirler.

‘Trump’ın dış politika danışmanları Türkiye’ye sempatiyle bakmıyor’

Sizce Trump, Türkiye – ABD ilişkilerini nasıl etkileyecektir?
Trump, dış politikada kartlarını hiç açık etmedi gibi birşey. Bu durum, pek bir kartı ve bilgisi olmadığından da kaynaklanıyor olabilir tabii. Şu net: Suriye konusunda, Türkiye’nin şimdiye kadar oynadığı politik kartlara tam ters bir Trump politikası çok muhtemel. “Ilımlı cihatçı projelerini” CIA’in unutalım bir kere; Pentagon politikaları ön plana çıkacak gibi gözüküyor. Zaten, Trump ve çevresindekiler, Pentagon’a çok önem veriyor. ABD, Rusya ve Esad Rejimi ile de, kuvvetle muhtemel yakın çalışacaktır. Trump, kısıtlı sayıda yaptığı “derinlemesine” dış politika mülakatlarında, “Kürtlere hayran olduğunu ve Türklerle Kürtleri barıştırıp, IŞİD’a karşı ortak savaşmaktan” da bahsetmişti. Bunun dışında, Trump ve çevresi, Hıristiyanlığa vurgu yapan kimselerden oluşuyor. IŞİD’a karşı savaşı dış politika gündemlerinin en tepesine koyuyor. Clinton başkanlığında ne olacağı çok planlı ve açıkça ortadaydı; Trump’ta ise, bahsettiğimiz var olan beyin takımı ve yeni katılacak isimler, belirleyici olacak. Kampanyada Trump konuşurken çoğu kez, Gingrinch, Pence gibi isimleri duyar gibi oldum. Şimdi de, American Enterprise (meşum Michael Rubin’in bir parası olduğu), Hoover Institution, Heritage Foundation gibi muhafazakar düşünce kuruluşları, dış politika tavsiyeleri ile ön plana geçebilir. Bizde, 2007 Muhtırası döneminde çok konuşulan muhafazakar Hudson Institute da, yeni  Başkan’ın dış politika takımından George Papadoupolous kanalıyla (kendisinin tüm kariyerinin geçtiği yer) ön plana çıkabilir. Daha 2009’da üniversiteden mezun olmuş. Yazdığı makalelerden birinde, İsrail’in Doğu Akdeniz’de Kıbrıs ve Yunanistan ile işbirliği yaparak, Türkiye’yi de “her ne pahasına olursa olsun” dışarıda bırakarak enerji koridoru açması gereğinden bahsetmişti. Papadoupolous, bu üçlüye destek olarak Mısır’ı da işin içine katmıştı.  Zaten, Trump’ın dış politika danışmanları, enerji konusuyla çok yakından ilgiler. Hiçbiri de, Türkiye’ye çok sempati ile bakmıyor.  Takımda bir de Lübnanlı Süryani, bir Arap Hırisyan var; Walid Phares. Phares kanalıyla çalıştığı düşünce kuruluşu The Foundation for Defense of Democracies de ön plana geçebilir.

Sezin Öney
Sezin Öney

‘İlişkilerde temel konu laiklik olabilir’

Liberteryen Cato Institute da ön plana çıkan bir düşünce kuruluşu olabilir. Daha önce bahsettiğimiz, muhafazakar American Enterprise Institute örneğine dönelim:bu düşünce kuruluşunda Trump’ı çok sert eleştirenler vardı. Ama şimdi başkan olduğuna göre, muhafazakar düşünce kuruluşları, yeni bilgi sunmaya, politikaları şekillendirmeye çaba gösterecekler. Trump’ın merkeze daha da oturmak için onlara ihtiyacı var.
Brookings, Center for American Progress gibi demokrat çevrelerin düşünce kuruluşları ise, “faşist” olarak dahi niteledikleri Trump döneminde, bekleme odasında…
Newt Gingrich, dış politika için çok kilit bir isim. Hem tecrübeli, hem kendine göre bir ideolojik belkemiği var. Ben, ABD ile Türkiye arasında yeni dönemde, “laikliğin” temel konu olacağına inanıyorum. ABD’nin Rusya ile yakınlaşması, Esad Rejiminin kalıcılaşması, bölgede, “aşırı İslamcılığa karşı” bir “laik aks” talebini ortaya çıkarabilir. Bu arada, Kürtlerin farklı gruplarının, Barzani dahil, seküler olduğunu unutmayalım. ABD, Rusya, Suriye ve Kürtlerinin tümünün ciddi bir ideolojik çimentosu ortaya çıkabilir: bölgede sekülerlik.
Öte yandan, Newt Gingrich ve Başkan Yardımcısı Mike Pence’in kendilerini “herşeyden önce Hıristiyan” olarak tanımladığını unutmayalım. Bu isimler, Amerika’da sekülerliğe sıcak bakmıyor; ama sürekli Müslüman kimliğine vurgu yapan bazı liderler karşısında, karşı tarafta da Hıristiyan kimliğinin getirdiği reaksiyonların çıkması, ilginç sonuçlar verebilir. Gingrich’in, bir Atatürk hayranı olduğunu, ona “halkını da modernize eden bir kahraman” olarak baktığını da anımsayalım.
Son olarak, George W. Bush dönemi Evanjelizminden farklı olarak, bu yönetimdeki Hıristiyanlık kimliği bir ideolojik unsur değil; bir temel kişilik değeri olarak karşımıza çıkıyor. Yani bir tür “core value”; bu da, anlık tepkilerde, politikaların özü ve beyninde, İslamcılığa karşı bir düşünüş biçimini beraberinde getirebilir.
“Bu söyleşi 10 Kasım 2016 tarihinde Journo‘da yayınlanmıştır.”

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer