Tarihin en troll seçimi: Hillary vs. Trump

ABD halkı, önümüzdeki ay belki de tarihin en anlamsız seçimi için sandık başına gidecek ya da gitmek zorunda kalacak. Hillary Clinton ya da Trump gibi iki şüpheli karakterden biri maalesef ABD’nin yeni Başkanı olacak. Maalesef ve anlamsız seçim ifadelerini kullanıyorum, çünkü adayların profiline ve geçmişlerine bakınca durum gerçekten de öyle. Bir yanda savaş suçlusu, hatta son sızan Wikileaks belgelerinde çıktığı kadarıyla bir insanı drone ile öldürmeyi planlayan biri, bir yanda da seksist ve ırkçı Trump. Böylesine kötü iki seçenek arasında tercih yapmaya zorlanıyor olmak, elbette seçime katılımı etkileyecektir. Zira bu sebeple de ABD’de çeşitli kampanyalarla -geçmiş seçimlerde de olduğu üzere- halk oy vermeye teşvik edilmeye çalışılıyor. Ancak yine de, her gelişmede sürekli olarak güncellenen anketlerde Hillary seçimi rahat bir oranla önde götürüyor. Hele ki Trump’ın ortaya çıkan son videosundan sonra, Hillary’nin işi daha da kolay olacağa benziyor.

Yeni bir “bas geç” olayı mı?

ABD’deki Başkanlık seçim sürecinde yaşanan atmosfer, aklıma Türkiye’deki “Tatava yapma bas geç” sloganını getiriyor. 2014 Yerel Seçimlerinde özellikle İstanbul’da ve Ankara’da Mustafa Sarıgül ve Mansur Yavaş lehine kullanılan bu kampanya insanlara açık bir şekilde “Çaremiz yok, kötünün iyisini seçeceğiz. Susun ve oyunuzu verin” diyordu. ABD’deki seçimlerde de tam olarak aynı durum söz konusu. İki kötüden, diğerine nazaran daha iyi olanı yani Clinton’ı seçmek isteyen insanlar, buna benzer Trump karşıtı bir kampanya yürütüyor. Hollywood yıldızlarından tutun ünlü sporculara kadar herkes Trump’ın faaliyetlerini çok ağır biçimde eleştirse de, paralel olarak kimse de açıkça Clinton’ı öven demeçler vermiyor. Bu da ABD’de bir “bas geç” kampanyası yürütüldüğünün açık bir örneği. Çünkü, eğer kampanya başarılı olursa, oy kullanırken insanlar “Yeter ki Trump gelmesin” kafasında olacakları için, Clinton’ın ne geçmişine, ne söylediği yalanlara, ne de işlediği suçlara bakacaklar, gözleri kapalı bir şekilde oylarını verecekler. Nasıl olsa artık dünya halkları olarak, büyük infial yaratacak haberlere dahi göz ucuyla bakıp geçiyoruz.  Zaten geleceğe dair bir beklentimiz de yok.

Annual Halloween Parade Held In New York

Hiç kuşkusuz ki “Tatava yapma bas geç” deneyiminin ilk kurbanı Sanders olmuştu. Çok iyi başladığı yarışta, Clinton’la karşılıklı birer eyalet kazanarak yarışa devam ediyordu ve yalnızca ABD’de değil dünyada da küçümsenmeyecek derecede bir sol ve çoğunlukla genç kitlenin sempatisini kazanmıştı. Sanders’ın, Trump’ın adaylığının hemen hemen kesinleşmesinden sonra Trump’la değil, daha çok Clinton’la oyalanması ve uğraşması stratejik bir hata gibi görülse de, Sanders’ın yarıştan koparılmasındaki asıl sebep Clinton’ın altın bir tepsi olarak tek tercihmiş gibi sunulması olarak yorumlanabilir. Ancak sonrasında Sanders’ın çekilişini, hatta Clinton ile yaptığı görüşmeler  sonucunda Clinton’ı kendi fikirlerine bir nebze de olsa yaklaştırmasını, ufak da olsa mecburi bir zafer olarak görmekte sakınca yok.

Trump’tan kaçarken Clinton’a tutulmak

ABD’nin özellikle belirli kesiminin Trump’un saçma ve hatta insanlık dışı söylemlerinden duydukları bıkkınlığı, en kısa zamanda Trump’tan kurtulma arzularını, ırkçı ve bir o kadar da seksist söylemlerinden dolayı yaşadıkları tedirginlikleri ben de Trump karşıtı bir insan olarak paylaşıyorum. Ancak ABD’ye çözüm gerçekten de kötünün iyisinden mi gelecek? Dünyada hem sağ hem sol siyasetin büyük bir çürümüşlük ve çöküş içine girmesi, insanları mecburen yeni bir umut arayışlarına itiyor ve “demokrasi” denilen olgu, karşınıza Hillary ve Trump gibi iki seçeneği  çıkarıp, yaptığınız seçimin ardından da özgürlük ve demokrasi beklemenizi mecbur kılıyor. Çürümüşlüğün had safhada olduğu bir demokraside, kötünün iyisinin esas alındığı bir seçim ve onun üzerinden üretilen strateji, kendisine demokrat ya da özgürlükçü diyen bireyler tarafından ne kadar sahiplenilebilir ki? Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak, Trump’tan kaçarken “Savaşın öteki adı” diye lanse edilen Clinton’a tutulup, kendisinin olası başkanlığının ABD’ye ve tabi ki en önemlisi Ortadoğu’ya neler katıp ve ABD ve Ortadoğu’dan neler götüreceğini hep beraber deneyimleyeceğiz.

“Bu yazı 14 Ekim 2016 tarihinde Dekadans‘ta yayınlanmıştır.”

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer