Sezin Öney: Kolombiya barışı ahlaki bir yenilgi aldı

Referandumdan önce yapılan kamuoyu yoklamalarında büyük ölçüde barışa evet oyunun çıkacağı öngörülürken ortaya çıkan bu sonucu neye bağlıyorsunuz?

Tüm araştırmalarda, barış anlaşmasına destek yüzde 60-70’e yakın çıkıyordu. En düşük gösteren araştırma dahi bu tarz bir hezimeti öngörmeye yaklaşamadı bile. Katılımın çok düşük olması bir etken; “kamuoyu araştırmaları nasılsa barışa desteğin baskın çıkacağını gösteriyor; biz oy vermesek de olur” diyenler ve “barışa karşı değilim de, nasılsa ‘evet’ çıkacak ben de anlaşma ile çekincemi hayır oyu ile belli edeyim” diyenler referandumun gidişini belirlemiş gibi. Ve tabii, ‘şahin’ ve şaibeli işlerin politikacısı eski Başkan Álvaro Uribe, ‘karizmasını’ ve süren popülaritesini, “hayır” kampanyası için kullandı. Anlaşmayı kotaran Devlet Başkanı Juan Manuel Santos’un popülaritesi çok düşmüştü (yüzde 20-30 civarı seyrediyordu). Muhafazakar Parti’den Santos da, Uribe de köken olarak ve bu taban, Uribe gibi “hayırcıların” etkisine girmeye başlamıştı. Referandum kampanyası da bu nedenle Santos için bir tür başkanlık seçimi kampanyası gibi geçti. 2014’te ikinci kez Başkan seçilirken, Uribe’nin desteklediği aday karşısında kıl payı zafer elde edebilmişti Santos; o seçimin rövanşı gibi oldu bu referandum.

Sezin Öney
Sezin Öney

Macaristan’daki referandum iptali gibi bir durum söz konusu olabilir mi? Bu gibi iptaller kanunlarla mı yoksa inisiyatifle mi belirleniyor?

Referandum otomatikman iptal oluyor çünkü katılım yüzde 50’nin altında kaldı. Kolombiya’da yüzde 13 katılım yeterli sayılıyordu. Referandum kararı ile beraber minimum katılımın ne kadar olması gerektiği de belirleniyor.

Özellikle birbirine yakın çıkan sonuçlarda referandum üzerinden bir tartışma yürütülüyor. Son dönemde Brexit’le de gündeme gelen bu tartışmaları ele aldığımızda, bu sistem sizce demokrasilerde yeterli temsiliyet sağlıyor mu? Düzeltmek ya da alternatif oluşturmak için ne gibi yöntemler izlenmeli?

Referandumlar, çok keskin ve anlık bir tablo veren oylamalar. Soruyu nasıl ve ne zaman sorduğunuz bile tüm sonucu önceden belirleyebiliyor, etkileyebiliyor. Bence bu nedenle, sonuçları ne olursa olsun, ara renkleri ve farklı görüşleri dışlayan bir yapısı var referandumların. Hele ki, ‘bizler ve onlar’ kutuplaşmasına dayalı popülist politikaların rüzgarının estiği bu dönemde, referandumlar çok kolay manipüle edilip, ‘halkın iradesi’ kisvesi altında tahakkümcü politikaların uygulanmasına alet edilebiliyor. Barış destekçilerinin rehavete kapılmadan sandık başına gitmesi gerekiyordu Kolombiya’da; bunu yapmadılar ve binlerce kilometre ötede Türkiye’de bile bu üşengeçlikten etkileniyoruz. Kolombiya’da barış anlaşmasına güçlü bir destek çıksa, Türkiye’de de barış rüzgarı eserdi, bir psikolojik etkisi olurdu.

Yaşamsal veya insani konuların referanduma götürülemeyeceği gibi bir tartışma var. Bunu Macaristan’da da gördük. Veya Kolombiya özelinde, barışın böylesi bir tartışmaya açılması demokrasinin gereği mi yoksa yanlış bir tutum mu?

Hayır destekçileri, başta eski Başkan Álvaro Uribe, %0,4 fark ve %37,4 katılım sonrası ‘zafer’ kutlamasında. Ancak onlar bile “savaşalım” demiyor. Demokrasinin genel bir krizi var dünyada; aşırı sağ ve popülist partiler, sadece referandum değil, sandık yoluyla da güçleniyor. Kolombiya bir şekilde barışı halkın onayına sunmak zorundaydı; çatışmanın fena tahrip ettiği bir toplumsal dokudan bahsediyoruz. Ama referanduma ‘B planı’ olmadan, reddedilme olasılığına kafa yorulmadan gidildi; şimdi ne olacak bilmiyoruz. Kimse bilmiyor; Santos ve FARC müzakerelere devam diyor ama var olan barış anlaşması sadece 30-40 bin kişinin oyuyla, bir ahlaki yenilgi aldı. Macaristan’daki referandum farklı; o oylamada, iktidardaki FIDESZ partisi, Avrupa Birliği’ne göçmen/mülteci politikaları üzerinden posta koymak istiyordu. İç politikadaki ellerini bu tarz bir milliyetçi çıkışla güçlendirmek istiyorlardı; boykot ve geçersiz oylarla katılımın düşüklüğü bu planı bozdu.

Halk oylaması kaçınılmaz; referandumlar da, ama demokrasinin özü seçme ve seçilme hakkına dayanıyor ama hem halk, hem de politikacılar Kolombiya’daki gibi kilit oylamalarda sorumlu hareket etmeli. Sandığa gitmemek, politikaların Kolombiya’da Uribe örneğinde olduğu gibi kişisel hırsları için bir ülkenin kaderi ile oynaması sorunlu.

Demonstrators take part in an event organized by supporters of the "no" vote for the upcoming referendum on a peace deal between the government and FARC rebels in Bogota, Colombia

Genelde referandumlardan iktidarların istediği kararlar çıkmasına rağmen, son üç önemli referandumda kamuoyu algılarının Macaristan, Kolombiya ve İngiltere’de iktidarda bulunanlar tarafından yönlendirilemediğine şahit olduk. Türkiye özelinde ise özellikle referandumlarda bu rastlanmamış bir durum olarak göze çarpıyor. Bu farklılığı nasıl yorumlamalıyız? Referandumlar gerçekten halkın fikirlerinin alındığı meşru bir arena mı?

Referandumlarda medyanın ve yürütülen kampanyanın psikolojik etkisi büyük. Kamuoyunun o anlık algısının da; İskoçya’nın ayrılık referandumu Brexit sonrası yapılsa, büyük ihtimalle ‘ayrılık’ kararı çıkar zira İskoçlar, AB’de kalmak istiyordu. Bu arada, referandum ve algı demişken; Türkiye’de iktidar-medya ilişkilerinin çarpıklığını ve algı oluşturma merkez medyanın soru işaretleri dolu rolünü de unutmayalım.

“Bu söyleşi, 3 Ekim 2016 tarihinde Journo‘da yayınlanmıştır.”

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer