ABD hapishanelerindeki direnişte neler oluyor?

Toz kondurulmayan sözde ABD demokrasisi, son 1 yıldır ders çıkarılacak nitelikte bir sınavdan geçiyor. Bilindiği üzere geçtiğimiz Ağustos ayında Alabama’daki Holman Cezaevi’nde bulunan tutuklular, yatakhaneleri ateşe vererek büyük bir isyan dalgasının fitilini ateşlemişlerdi. İsyancılar daha sonra ayaklanmayı bastırmak için müdahaleye gelen CERT (Düzen Sağlayıcı Acil Müdahale Timi)’e 6 saate yakın bir süre güçlü bir direniş göstermişlerdi. Tabii o cezaevi direnişi, ABD’nin ana akım medyasında yer bulamamıştı. Örgütlenmesindeki ve kulağımıza gelmesindeki en büyük pay ise anarşistler ve tutsak dayanışma örgütleriydi. Bu gruplar bundan önceki cezaevi direnişlerinde de aynı performansı gösterip, ülke halkına gösterilmeyen direnişi dünyaya duyurmuşlardı.

Ağustos ayından daha da geriye, Mayıs ayına gidelim. 1 Mayıs 2016’da yine Alabama’da bulunan cezaevlerinde, zorunlu çalışmaya karşı bir eylemler silsilesi başlamıştı. Bu eylemler, 9 Eylül 1971’de New York’taki 33 mahkum ve 10 gardiyanın öldürüldüğü Attica Cezaevi isyanının yıldönümünde yapılması planlanan büyük eylemin işaretleri olarak yorumlandı. Attica Cezaevi’nde insanlık dışı muamelenin altında ezilen mahkumlar, cezaevi şartlarının iyileştirilmesi ve politik haklarının iade edilmesi için isyan başlatmış, New York Valisi Nelson Rockefeller’in emriyle polisin müdahale ettiği olaylarda 43 kişi hayatını kaybetmişti.

Ve 9 Eylül de geldi çattı. Hapishanelerdeki ücretsiz köleliğe karşı tekrar başlatılan direniş bugün 17. gününde. ABD halkının büyük bir bölümü ise grevden ya haberdar değil ya da ufak çaplı gereksiz bir şey olduğunu düşünüyor. Zira ABD’nin medya devleri New York Times, Washington Post, NBC News, Fox ve CNN gibi kanallar, direniş ile ilgili bugüne kadar elle tutulur gözle görülür bir habercilik performansı gösteremediler.

Kısıtlamalara karşın iyi bir örgütlenme var

Hapishanelerdeki tutsakların talepleri oldukça anlaşılır. Sadece mahkumlara daha iyi yaşam koşulları sağlanması için değil, aynı zamanda hapishanelerdeki kölelik düzeninin yıkılması için de mücadele ediyorlar. Tutsaklar, ABD Anayasası’nın 13. Maddesi’nden alınan yetkiyle köle düzeyinde çalıştırılabiliyorlar. 13. Madde, resmiyette köleliği kaldıran devrim niteliğinde bir madde gibi lanse edilse de aslında bir istisna bunu baltalıyor. Mahkumlar, “söz konusu tarafın yargılanıp hüküm giydiği durumda bir suçun ceza olması hariç” kısmının kaldırılmasını istiyor. Buna karşın hapishaneler, önceki yıllarda irili ufaklı, yakın zamanda ise büyük direnişlere sahne oluyor. Mahkumları ağırlık olarak siyahiler, göçmenler ve kadınlar oluşturuyor.

Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, direniş liderleri tek kişilik hücre hapisleriyle tecride alınmış durumda. Ayrıca direnişin görünebilirliğinin de az olduğu söyleniyor. Zira bu tür eylemlerin başarıya ulaşması için, kendi ülkesinden ziyade dış ülkelerden gelen baskılar ve destekler belirleyici bir rol niteliğinde. Ancak bu grevlerin yapıldığı hapishaneler, internet, cep telefonu gibi iletişim araçlarının yasak olduğu ve avukat-aile görüşlerinin de oldukça sıkı tutulduğu hapishaneler olmalarına karşın, iyi bir örgütlenme sağlandığını söylemek mümkün.

ABD’deki mahkumları bir araya getiren ana sebep hapishane emeği olsa da, tek grev sebebi bu değil. Ülke çapında yer yer devam eden direnişlerdeki diğer talepler arasında katı şartlı salıverme sistemleri, üçüncü suça ağırlaştırılmış ceza sistemi,  eğitim hizmetlerinin yetersizliği, tıbbi yetersizlik ve aşırı kalabalık sorunları var. ABD ekonomisini ayakta tutan etkenlerden birisinin de ucuz mahkum iş gücü olduğunu söylersek sanırım yanılmış olmayız. Çeşitli eyaletlerde, ülke çapındaki 1 milyona yakın mahpusun kimi saati birkaç sente, kimi de ücretsiz olarak çalışmaya zorlanıyor. Basit bir örnek vermek gerekirse, herhangi bir mahkuma saati 23 senti geçmeyecek şekilde, tanesi 6 milyon dolara satılan patriot füzelerinin imalatında kullanılan malzeme ürettirilebiliyor. Satışlardan elde edilen milyar dolara yakın paranın ise sadece %4’ü hükümlülerin giderleri için kullanılmış.

Türkiye’de durum ne?

Türkiye’de bulunan cezaevlerinde de durum farklı değil. Emek sömürüsü, cezaevleri bünyesinde kurulan özel şirketler aracılığıyla yaratılıyor. 2008 yılında başlatılan uygulamaya göre Adalet Bakanlığı’nın açtığı ihaleyi kazanan özel firmalar, hapishanelerde kendi üretim tesislerini kurarak hapishane bünyesinde üretim yapmaya başladılar. Bu iş parkurlarında mahkumlara emekleri karşılığında günlük 7 lira gibi komik bir ücret ödeniyor. Hatta bu firmalar, açtıkları tesisler için bir kira dahi ödemiyor. Bu durumda, özel sektörden ücret almayan devletin aynı zamanda mahkumları ucuz iş gücü ile çalıştırması, içinden çıkılamaz bir durum yaratıyor. Kaldı ki Adalet Bakanlığı, ücretleri günlük 20 tl olarak belirlemişken, özel şirketlerin bu denli kapsamlı bir sömürü düzeni kurabilmelerinin sebebi de tartışmaya açık. Açılan firmalarda çalışmak istemeyenler ise kapalı cezaevine gönderilmek ve görüş haklarının engellenmesiyle tehdit ediliyor. Avukat Eren Keskin bu durumun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu söylüyor.(1)

Hukuken, hükümlülerin çalıştırılması hükümlünün “istekli” olmasını şart koşuyor:

“Herhangi bir mesleği bulunmayan hükümlü, eğitim ve iyileştirme çalışmaları çerçevesinde ve infazın temel amacına uygun olarak tahliye sonrası yaşama hazırlanmak maksadıyla, herhangi bir ruhsal ve bedensel rahatsızlığı bulunmuyorsa çalışmak zorundadır.Bir mesleği bulunan hükümlünün çalıştırılması için “istekli” olması koşulu aranacaktır “

Bu düzenlemeler zaman geçtikçe çok daha ciddi boyutlara ulaştı ve özel şirketler mahkumların emeği ile çok ciddi gelirler elde etmeye başladı. Adalet Bakanlığı bizzat kendi sitesinden yaptığı duyuru ile “ucuz işgücü” ve “kira ödemeksizin” ceza infaz kurumlarında bulunan iş atölyelerinde, idare ile özel sektör arasında işbirliği yapılması çağrısında bulunarak bu sömürü döngüsünün önünü açmıştı.

Türkiye de, ABD gibi kendi eliyle mahkumlarını komik ücretlere çalışmaya zorlayıp, en basit insan haklarından mahrum bırakıyor. Şu anda önümüzde ABD gibi bir örnek var, ancak Türkiye’de bu durumun farkında olan insan sayısı yok denecek kadar az. Bu yüzden, dünyanın herhangi bir yerindeki ufak bir direnişin, dünyanın geri kalanı için umut olduğunu unutmamalı, bu süreçte ABD’deki insani hak taleplerini içeren bu büyük direnişe elimizden geldiğince destek vermeliyiz.

(1) http://bianet.org/bianet/insan-haklari/131193-cezaevinde-ucuz-isgucu-kadin-mahkumlar

“Bu yazı, 26 Eylül 2016 tarihinde Jiyan‘da yayınlanmıştır.”

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer