Ücretsiz köleliğin dijital boyutu

“Bu yazı, 11 Ağustos 2016 tarihinde Jiyan‘da yayınlanmıştır”

1990’ların başından itibaren dünya genelinde internet kullanımının yayılmasıyla birlikte, bugün internet arenasında sayısı milyarları bulan bir kullanıcı ve sömürüye açık ücretsiz dijital emek işçisi pazarının hakim olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Özellikle geçmişte MSN, ICQ, günümüzde ise Facebook, Twitter, Instagram, Youtube vb. mecraların kullanımının artmasıyla, internette varoluş görevi sadece bilgi tüketmek değil, aynı zamanda içerik üretmek olan ve bu üretimle kendini özel hisseden bir kullanıcı grubu oluştu. Bunun sonucunda ise, sosyal medya hesaplarımızda bize sağlandığını sandığımız ayrıcalıklar ve sözde bizim için geliştirilen yöntemlerle, reel dünyadan koparak büyük bir zevk içerisinde tweetler atıp Instagram postları paylaşırken gözümüz başka bir şey görmez oldu.

“Facebook ile arkadaşlarınıza ve çevrenize bağlanın!”

“Twitter’a hoş geldin. Arkadaşlarınla ve diğer etkileyici kişilerle iletişim kur. İlgini çeken konulardaki güncellemelerden haberdar ol!”

“Blogger: Harika bir blog yaratın! Hem de ücretsiz!”

“Tumblr. Dünya’nın yaratıcılarını takip edin!” 

“Pinterest. Sevdiğiniz şeyleri toplayın ve düzenleyin!”

“Instagram’la tanışın. Çektiğiniz fotoğrafları aileniz ve arkadaşlarınızla paylaşmanın hızlı, güvenli ve eğlenceli yolu!” 

Bunlar, arama motorlarında hemen hemen hepimizin karşılaştığı, belki de günümüzün büyük bir bölümünü geçirdiğimiz en sevilen sosyal medya mecralarının bizleri kendine çeken ve okur okumaz insana hemen yeni bir hesap açtıran sloganlarından bazıları. Bu sitelerin bizlere vadettikleri, sloganlarında da belirttikleri gibi, insanlarla yeni şeyler paylaşmak, yeni bir mekan, belki bir arkadaş keşfetmek, haberdar olmak, birileri tarafından takip edilmek/birilerini takip etmek olarak sunuluyor. Ancak mecraları kullanan insan sayısına ve elde edilen reklam gelirlerine baktığımızda bunun eğlence ve “takibe takip”in çok ötesinde, korkunç boyutlarda paranın döndüğü bir endüstri  olduğunu görüyoruz. Örneğin, aylık kullanıcı sayısını yüzde 14 oranında arttıran Facebook, dünya genelinde kullanıcı başına ortalama gelirini 2,97 dolara yükselterek sadece bir çeyrekteki gelirinin 4,5 milyara ulaştığını açıkladı. İşte Christian Fuchs, bu korkunç gelirin elde edilmesinde pay sahibi olan kullanıcıları “dijital köle”, kullanıcıların sosyal ağlarda vakit geçirerek farkında olmadan gerçekleştirdikleri gönüllü çalışmayı ise “dijital emek” olarak tanımlıyor.*

Sömürüsüz bir gezinti ve mahremiyet mümkün mü?

Yazıya Facebook üzerinden devam etmek bile bizi bir yerlere ulaştıracaktır. Kapitalizmin tahakkümüne giren her şey gibi, internet de malesef bir meta ve artı değer sömürüsünün başlıca araçlarından biridir. Başta amacını şeffaf bir şekilde belli etmese de tamamen kapitalist bağlamda hareket eden sosyal mecralar, görevleri gereği insanlara tabi ki sürekli olarak eğlenceli, sosyal ve kendisini özel hissettirecek doneler sunacaktır. Buna karşın sorgulanması gereken en önemli noktalardan biri ise mecraların mahremiyet ve sömürü politikalarıdır. Örneğin, Facebook’a kayıt olurken girdiğimiz ad, soyad vb. basit bilgiler, aslında içine gireceğimiz o sömürü girdabının sadece başlangıç aşaması. Facebook, bizlere devletvari bir tavırla, kendi izin verdiği alanda, kendi müsade ettiği kadar profilimizi tasarlama fırsatı sunar ve sitede attığımız her adım ve geçirdiğimiz her an reklam amaçlı olarak metalaştırılır. Bir metanın varlığının devam edebilmesi için, sürekli olarak onları yaratan üreticilere ihtiyaç duyulur. Christian Fuchs da Facebook’un buradaki temel hedefinin, öncelikle kullanıcıyı sitede tutmak ve üretici verilerini mutlak olarak metalaştırmak olduğunu belirtir. Facebook bunu tamamen meşru bir zemine dayanarak yapar. Bu meşruluğu Facebook’a sağlayan, çok fazla göz atmadan, hatta hemen hemen hepimizin okumadan kabul ettiği kullanım şartları ve veri kullanım politikalarıdır. Burada “veri kullanım politikaları” kısmına dikkat çekmek istiyorum. Çünkü Facebook dahi, kullanıcılarının özel hayatlarının ihlalini önlemeye yönelik gizlilik ilkelerinin değil, kullanıcı verilerini nasıl kullandığına dair bir takım politikalarının olduğunu açıkça belirterek bizlere bilgilerimizin güvence altında olduğunun garantisini vermez.

Facebook’un 2012 yılındaki veri kullanımı politikasında da aynen şu cümle geçmektedir:

“Edindiğimiz bilgiyi reklamlar göstermek ve sizi daha çok ilgilendirecek hale getirmek için kullanıyoruz. Bunlar arasında Facebook üzerinde paylaştığınız ve yaptığınız her şey yer alıyor, örneğin beğendiğiniz sayfalar veya haberlerinizdeki anahtar kelimeler ve Facebook kullanımınızdan çıkardığımız şeyler” 

Tabii bunu birebir kendi ağzıyla itiraf eden Facebook yetkilileri de var. 2012 yılının Haziran ayında, Facebook’un Avrupa, Ortadoğu ve Afrika politikaları direktörü Richard Allan, TBMM Bilişim ve İnternet Araştırma Komisyonu’nda yaptığı bir sunumda, özel durumlarda kişisel verilerin gizli servislerle paylaşıldığını bizzat itiraf etmişti. Allan, veri paylaşım koşullarının terör olayları, çocuk kaçırma vb. türden olaylar dahilinde olduğunu söylese de, hepimiz bilgilerimizin istisnasız olarak yeri geldiğinde paylaşıldığından emin olmalıyız.

Bu sömürü döngüsü, bizi ücretsiz köle konumuna getiriyor. Marx’ın da teorize ettiği gibi, her sömürü mutlak olarak ücret gerektirmez. Sömürü, Facebook’ta geçirdiğimiz her dakika daha ileri bir boyuta doğru evrilir. Bu sitelerin ana sömürü aracı ise beyinlerimizdir. Her geçen gün, Facebook’un kadim birer ücretsiz emekçisi olan bizler, aslında sürekli online olarak dinlenmeksizin gerek web’den gerekse mobil cihazlarımızdan sınırsız olarak çalışmaya devam ederiz. Bu da kapitalist döngünün, üzerimizden ek olarak artı değer elde etmesini sağlar.

Öyleyse şu soruyu sormamız gerekiyor: Bu sömürüden kurtulmak mümkün mü? Özellikle ülkemizde içerisinde bulunduğumuz yüksek gerilimli, güvenliksiz ortamın yanına, hükümetin medyaya uyguladığı denetim ve baskı da eklendiğinde, doğru ve akıcı bilgi için Facebook, Twitter vb. mecralara gün geçtikçe daha bağımlı hale geliyoruz. Dolayısıyla mecburen de olsa bu mecralarda geçirdiğimiz vakit, bir sömürü aracı olarak sahaya sürülmemizi kaçınılmaz kılıyor. Halbuki alternatif medya kanallarına vereceğimiz destekle beraber, en azından sitede asgari olarak vakit geçirmemize imkan sağlayarak, ücretsiz olarak çoğu haberimiz dışında sömürülen emeğimizi, kolektif bir şekilde alternatif haberler üretmek için harcayabiliriz.

*Christian Fuchs, Dijital Emek ve Karl Marx, S 424

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer