Ölülerle Savaş

“Bu yazı 26 Temmuz 2016 tarihinde Jiyan‘da yayınlanmıştır.”

Sofokles’in Antigone tragedyasında geçen çok güzel bir hikaye vardır. Antigone’un iki erkek kardeşi, Thebai kentinin kralı olmak için savaşırlar. Savaşta ikisi de ölür ve bunun üzerine tahta dayıları Kreon geçer. Kreon, kardeşlerden Eteokles’i geleneklere uygun bir cenaze töreni ile gömerken, Polyneikes’i vatan haini ilan ederek cesedini yırtıcı hayvanlara yem olması için savaş alanında bırakır. Ardından da cesedi gömme cesaretini bulacak herkesin öldürülmesini emreder. Cesedin açıkta bırakılması kralın emri, ancak gömülmesi de sonuç itibariyle tanrının emridir. Gelin görün ki Antigone tanrının emirlerini baz alarak devletin zalim otoritesine karşı çıkar, her şeyi göze alır ve cesedi gömer.

Bir kaç gündür, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın sunumunu yaptığı Hainler Mezarlığı adlı bir projeden bahsediyoruz. Darbe girişiminde bulunan askerlerin -ki hepsi hainler, evet; bunu inkar etmek asla mümkün değil-gömülmesinin ve yine Kadir Topbaş’ın deyimine göre “Geçenlerin lanet okunmasının” istendiği bir mezarlık. Yukarıdaki hikaye işte tam da bu noktada oldukça önemli. Çıkarmamız gereken sonuç ise sadece ölülerin gömülmesi değil, ölü bedenlere mutlak saygı duyulması gerektiğidir.

Darbe girişiminden sonra ölüye saygı duymama sendromu bu projeyle başlamadı. İlk açıklama Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in “Darbecilere din hizmeti verilmeyecektir” açıklamasıyla başlamıştı. Kaldı ki, AKP hükümeti ölüye saygısızlığı bir hükümet politikası olarak ilk kez kullanmıyor. Aylardır Kürt illerinde yapılan operasyonlar sırasında da mezarlıkların tahrip edildiğine dair görüntüler mevcut.

Nereye gömüleceğini tartıştığımız insanlar, takdir edersiniz ki, ölmüş insanlar. Yani artık kimseye darbe girişiminde bulunamayacak, kimseye kurşun sıkamayacak, hiçbir yeri bombalamayacak olan insanlar. Kimin nereye gömülüp, kime dini hizmet verilebileceğini belirtme hadsizliğini yapan ise, yine takdir edersiniz ki, hükümet yetkilileri. Daha geçtiğimiz yıl Türkiye’ye en kara yıllarını yaşatan cuntacı Kenan Evren’e düzenlenen devlet törenini hatırlamıyor musunuz yoksa? Askerler tarafından omuzlanıp yükseklere kaldırılan tabutu titremesin diye tabutu taşıyan askerlerin dimdik taş kesildiği o cenaze törenini? İnsanlar böyle bir tören mi istiyor? Tabi ki hayır. Ben bir insan hakları savunucusu olarak, hatta herhangi bir sıfat almama bile gerek yok, bir insan olarak ölülere saygı gösterilmesinden yanayım. Ne batıda ölüler ve yakınları fişlensin, ne de bölgede mezarlıklar (hangi ideolojiye ait olursa olsun) bombalanarak tuzla buz edilsin. Bunlar olağandışı talepler değil. Özgecan’a tecavüz ederek vahşice öldüren, bununla da yetinmeyip elini kesip bedenini ateşe veren katile dahi cenaze hizmetinin sunulduğu Türkiye’de, demek ki insanların ölü bedenlerine oldukça saygılı olunabiliyormuş.

Peki din bu işe ne diyor? İşin bu boyutu zaten çok başka. O yüzden bu paragrafta biraz dini materyallere yer vereceğim. İslam dinine göre, ister müslüman, ister “kafir” olsun, bütün insanlar saygıdeğerdir. Hatta kutsal kitap kabul edilen Kur’an’da “Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık.” diye bir cümle geçiyor.

Dini kaynaklarda geçen bir diğer anlatıya göre; Peygamber, yanından geçen bir cenaze için ayağa kalkmış. Orada bulunanlar ise kendisine “Bu bir yahudi cenazesidir” demiş. Peygamber de bunun üzerine “O da bir nefis (insan) değil miydi?” cevabını vermiş.

Mevcut iktidar şüphesiz ki nefreti çok iyi kullanarak insanları yönlendirmeyi başarıyor. Yüzlerce yıl önce ölen insanların gömülü olduğu Ermeni mezarlıklarına dahi saldıran ve mezar taşlarını kırarak tahrip edecek, ölü bedenleri mezarlarından çıkararak akla vicdana sığmayan işkenceler yapmaya yeltenecek kadar nefret dolu bir halk, “Hainler Mezarlığı” olarak adlandırılan mezarlara ne yapmaz ki?

“Mezarlıklar vazgeçilmez insanlarla doludur” sözünü burada hatırlamakta fayda var. Mevcut iktidar sonsuza kadar aynı pozisyonda kalacağına inanarak bu insanlık dışı uygulamayı hayata geçirdi. Ancak iktidarın el değiştirmesi ve farklı bir ideolojinin iktidarı alması durumunda, o mezarlığın hainler değil, kahramanlar mezarlığı olarak isim değiştirmeyeceğinin hiçbir garantisi yok.

Her fırsatta dinden bahseden, dini konuşan ve politikalarını din üzerinden yürüten bir hükümetin, insanlar yanlarından geçerken lanet okusun diye o mezarlığa gömeceği her insan birer kin ve nefret tohumu olacak, okunan her lanetle yeşeren bu nefret mezarlardan taşarak somutlaşacak ve hepimizin başını yakacak.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer