Filler Tepişirken Çimenler Ezilir

“Bu yazı 17 Temmuz 2016 tarihinde Jiyan‘da yayınlanmıştır.”

Önceki gece her yönüyle enteresan ve birçok sosyolojik tespitin vuku bulduğu bir süreç yaşadık. Tanklar şehirlere indi, boğazlar kapatıldı, uçaklar halkını bombaladı, meclisini bombaladı. Evet önceki gece yaşanan bir darbe girişimiydi. “Darbe, darbe” diyoruz ancak Türkiye malesef darbelere hiç de yabancı değil. Sadece postal ve kamuflajlarla değil, 7 Haziran seçimlerinden beri, ülke “Yönetim sistemi fiilen değişti, artık bunu anayasaya uygulamamız gerekiyor” diyen bir cumhurbaşkanının demokrasiye, hukuk ve barışa karşı gerçekleştirdiği sivil darbeye ev sahipliği yapıyor. Yaşadıklarımız ister senaryo, isterse iyi planlanmamış bir darbe girişimi olsun, darbenin her türlüsüne olduğu gibi buna da sonuna kadar karşı durmakla mükellefiz. Darbe esnasında başarısız oldukları için hırçınlaşan ve gaddarlaşan cuntanın yaptıklarına baktığımızda, ülkeye bir demokrasi vadetmekten ziyade, zaten halihazırda mevcut olan faşizan dikta sisteminin başına geçerek ortamı terörize etme amacında olduklarını rahatlıkla görebiliriz. Ancak şunu da gözlemlemekte büyük fayda var: Bizleri, halkın uğradığı sivil darbeye karşı sokağa çıkma çağrısı yaptığımız için terörist ilan eden devlet yetkilileri, insanları darbeye karşı dik durmak için sokağa davet etti. Her fırsatta Twitter’ı kapatmaya yeltenen ve sosyal mecralara karşı nefretlerini saçan yetkililer, önceki gün Twitter’dan sokağa çıkma çağrıları yaptılar. Bu durumda sokak ve demokrasi güzellemeleri yapmaktan ziyade, görmemiz gereken şey hak ve özgürlüklerin bir gün herkese lazım olacağıdır.

Demokrasi inşasına başlanmalı

Türkiye’de son bir yılda dış politikanın iflası, onlarca bombalı katliam, yüzlerce sivil ölüm neticesinde bir belirsizlik ortamı hakim kılındı. Ancak gözden kaçırmamamız gereken bazı noktalar var. Cuma gecesi belki de çoğu insanın ilk defa şahit olduğu bombalar, Kürt coğrafyasında son bir yılı tarihe geçecek şekilde, on yıllardır tüm hızı ve acımasızlığıyla devam ediyor. Devam ederken de işlenen bu suçlara “ama hendek kazdılar” kalıbına sokularak meşruiyet kazandırılmaya çalışılıyor. Eğer farkettiyseniz önceki gün de darbe yanlısı yorumlar “Ama AKP haketti” şeklindeydi. Gerek sivil, gerekse postallı darbelerin ortak yanı daima darbeyi meşru kılacak bir şeyler bulunmasıdır. Bu yüzden yaşanan darbe girişiminin alt yapısını aramamız gereken yer önceki akşam değil, 7 Haziran seçimlerinden sonra içerisine sokulduğumuz şiddet sarmalıdır. Cizre’de Sur’da, Nusaybin’de, Şırnak’ta, Lice’de, Silvan’da ve Yüksekova’da tankların bölge halkına karşı şehirlere ve sokaklara girmesinin, şiddeti sıradanlaştırarak darbe kliklerinin diri kalmasına yardımcı olduğunu görmezden gelemeyiz.

Türkiye’deki mevcut yönetimin çok açık bir şekilde anayasayı askıya aldığı, temel hak ve özgürlükleri kısıtladığı ve olası bir darbeye ön ayak olduğu su götürmez bir gerçek. Bundan sonra düşünülmesi gereken yegane şey, acilen bir demokrasi inşasına başlamak olmalı. Medya kanallarının olabildiğince özgür kılınması, ülke meydanlarının herkese adaletli bir şekilde açılması ve siyasi baskılara son verilmesi hatta bir toplumsal sözleşme imzalanması durumunda, hem Türkiye antidemokratik atmosferden kurtulacak, hem de antidemokratik bir darbe tehlikesinden uzaklaşacaktır. Ancak şimdiden demokrasiyi iyice ayaklar altına alacak olan “idam” uygulaması konuşulmaya başlandı bile. Halkın idam talepleri karşısında Binali Yıldırım “Mesajı aldık”, Erdoğan ise “Talep değerlendirilir” açıklaması yaptı. Hangi ideolojiden hangi hükümet olursa olsun, bir siyasi erkin elinde “idam cezası” gibi nükleer silah tehlikesinde bir koz olması son derece endişe verici. İşte tam da böyle bir uygulamanın tekrar gelmesi durumunda muhalefetin özgürlüğü tamamen yok olacak ve hükümet tarafından anayasal darbe devreye girecektir.

Halk IŞİD kafasında

Son bir yıldır içerisinde bulunduğumuz şiddet atmosferinin en büyük mağduru bildiğiniz gibi sivil halktı. Cuma gecesi karşılaştığımız sonuçta da değişen bir şey olmadı. Ancak sivillerin yanına eklenen çok sayıda mağdur asker ve polis vardı. İnsanlar kimin ölümünün daha değerli ve işe yarar olduğunun analizlerini yapadursun, iki faşist vahşi egemenin kavgasında ölen siviller ve 20 yaşlarındaki askerler, artık üzerinde ivedilikle tartışılması gereken bir konu. Mahir Çayan’ın Kızıldere’de kuşatıldığında “Erleri geri çekin, rütbeliler gelsin” sözü önceki gece de hatırlarımızdaydı. Hiçbir şeyden habersiz etraflarına boş gözlerle bakan askerleri, hatta çocukları vatan haini ilan ederek katli fermanını veren protestocu halk, aynı zamanda ülke insanının vahşiliğini, vandallığını, barbarlığını ve ne denli bir IŞİD kafasına sahip olduğunu da ortaya çıkardı. IŞİD kafası dememin sebebi ise salt olarak kendi düşüncem olduğundan dolayı değil, yapılan anketlerde ülkemizin %50’sinden fazla bir kesimin IŞİD sempatizanı olduğunun ortaya çıkmasından dolayı. Bunun açık örneklerini de karşımıza çıkan fotoğraflarda fazlasıyla görmemiz mümkün. Eğer gerçek bir vatan haini varsa, insanları evde tutmak yerine sokağa çıkma çağrısı yapıp askerin lincine ön ayak olanlardır. Eğer gerçek bir vatan haini varsa, 200 küsür insanın hayatını kaybettiği bir olayın ertesini sanki bayram varmışçasına zafer ilan edip bunu kutlayandır.

Dünyadaki tüm darbelerin öncesi ve sonrası kan deryası olmuş bir şekilde tarihe geçti. Yaşadığımız darbeden öncesi Türkiye’de de durum aynı oldu. Sonrasını ise önümüzdeki günlerde tecrübe edip göreceğiz. Darbe girişiminin samimi olup olmadığı halen tartışma konusu. Medyaya yansıyan haberlere ve gazetecilerin yaptığı açıklamalara bakılırsa olay başka boyutlara doğru gidiyor. ve her ne olursa olsun, her durumda zarar gören ülkenin yoksul insanları oluyor. Filler tepişirken çimler eziliyor. İlgilenmemiz gereken şey kesinlikle iki faşistin ego ve erk kavgası değil, bu sorundur.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer