Kaptan Amerika’da kahramanların savaşı

“Bu yazı 10 Mayıs 2016 tarihinde Journo‘da yayınlanmıştır.”

[youtube https://www.youtube.com/watch?v=43NWzay3W4s?list=PLK5HARgNfgj-cuVJ8e3XrMRFtl-JE0uiQ]

Dikkat: Bu yazının içeriği spoiler (sürprizkaçıran) içermektedir.


‘Avengers Age of Ultron’ (Yenilmezler: Ultron Çağı) faciasından sonra, her yazımda bahsettiğim üzere süper kahraman filmlerindeki akıcılık sorunundan mütevellit, Captain America’dan da pek umutlu değildim. Ancak film şaşırtıcı bir şekilde etki bırakmayı başardı. Her zaman olduğu gibi Civil War’da da Marvel çizgi romanlarına pek sadık kalınmasa da, içerisinde en azından eleştirip tartışabileceğimiz bir felsefe barındırıyor.

Film karakter bakımından oldukça zengin. Kadroda yer alan Captain America, Iron Man, Ant Man, Black Widow, Spider Man, Winter Soldier, War Machine, Black Panther, Scarlet Witch ve The Vision’un dışında, filmden önce forum ve sözlüklerdeki en büyük tartışmalardan birisi de Spider Man ve Hulk’ın olup olmayacağıydı. Ancak senarist Christopher Markus, “Hulk’ın takımlarda oynaması saçma olur. Şöyle bir sahne ortaya çıkar: ‘Aa, sizin tarafınızda Hulk var tamam.’ Hikaye burada biter” şeklinde açıklama yapmıştı. Spider Man ise, çok fazla görünmese de kilit bir role bürünmüş bir şekilde karşımıza çıkıyor.

Geçtiğimiz filmlerde; Yenilmezler’in, düşmanlarıyla savaşırken yaşanan çatışmaların özellikle Washington ve Sokovia gibi şehirleri yağmalayıp istemeden de olsa sivil ölümlerini getirdiğine şahit olmuştuk. Filmin başında ise yine bir takım sivil ölümüne şahit oluyoruz ve bunun akabinde Yenilmezler’in sınırsız güçlerini dengede tutabilmek için Birleşmiş Milletler bir takım yaptırım uygulamalarına gidiyor. Bunu hazmedemeyen ve başını Kaptan’ın çektiği bir grup kahramanımız, güçlerini dilediğince kullanmakta ısrar ederken, bazıları ise Tony Stark’ın önderliğinde bu yaptırımlara diz çöküp, devletin himayesi altına girmek isterler ve böylece grup ikiye bölünür. Burada çok şaşırtıcı bir olguyla karşılaştık. Tony Stark, Iron Man filmlerinde devlete kendi tasarladığı zırhlı kostümleri vermeyi dahi reddederek egosunu ortaya koymuştu. Ancak filmde izlerken göreceksiniz, yaşadığı bir diyalog sonrasında, kendisiyle çok ciddi bir vicdan muhasebesi yapmak zorunda kalıyor. Tabii ki burada Iron Man’in o pervasız duruşundan böylesine vicdanlı bir duruma evrilmesi kısa bir süreçte anlatılmış. Belki bu yeterli ve ayakları yerlere basan bir hikâye olmayabilir ancak seyirciyi fazlasıyla şaşırtmaya yetiyor.

Karşımızda, “Kaleyi içten fethetmek” sözünü hayata geçirmiş bir film var. Geçmiş filmlerde Ultron ve Loki gibi karakterlerin pek de dolduramadığı zeki ve kötü adam profilini, Zemo çok iyi doldurarak özlediğimiz Marvel kötülüğünü vermiş. Ailesi de Yenilmezler’in bir savaşında kargaşada ölen Zemo, Yenilmezler’i öldüremeyeceğini bildiği için, onların birbirlerini öldürmesini sağlayacak şekilde planlar ortaya koyuyor. Plan ortaya çok iyi konulmasına rağmen, Zemo’ya filmde çok da yer verilmiyor. Bu da karakteri fiziki olarak pasif kılarken, aynı zamanda ‘Winter Soldier’ felsefesini de çok iyi işleyemiyor. Ancak kaleyi içten fethederken de bize bugüne kadar izlediğimiz en iyi dövüş sahnelerini veriyor.

Filmin beklentileri en çok karşılayan yeri ise, kesinlikle üst düzey mizah içermesi. Zorlama esprileri ile hatırladığımız Marvel serilerinden farklı olarak, ilk defa filmde görünen ergen genç Spider-Man’den tutun da Clint’e kadar herkes üzerine düşeni fazlasıyla yerine getirip filmi oldukça eğlenceli bir hale sokmuş. Salondaki kahkaha tufanını ise hiç söylemiyorum. Filmde gördüğümde az daha kalkıp alkışı basmak üzereyken kendimi zor tuttuğum bölümlerden birisi de, Hobbit’in Bilbosu ve Fargo’nun Lester’i Martin Freeman’ın görünmesi oldu. Kendisine çok yer ayrılmasa da, önümüzdeki filmlerde göreceğimiz belli.

Filmde politik ve bir o kadar da önemli göndermeler mevcut. Hikâyede, özellikle de halkın yaşadığı güvenlik sorunu yüzünden, başta da bahsettiğim gibi Hükûmet ve Birleşmiş Milletler Yenilmezler’e açık açık, “Öyle kafanıza göre süper kahramanlık yapamazsınız. Yoksa siz de suçlu kategorisine girersiniz” diyerek ABD’nin Yurtseverlik Yasası’na benzer bir şekilde güçlü sınırlamalar getiren bir tasarı hazırlıyor (Filmde ‘antlaşma’ diye geçiyor). Captain America, özgürlüklerine ket vurulacağını düşündüğü için yasaya şiddetle karşı çıkıyor. Filmde bu süreç uzun bir zamana yayılmasa da, çizgi romanında bu kanunun onaylanmaması için uzun uzun mücadelesini verdiğini söyleyebilirim. Captain America’nın, çizgi romanlarının yayınlanmasından bu yana açık bir Amerikan milliyetçiliği ve propagandası yaptığı iddia edilse de, aslında pek öyle değil. Bu filmde de görüldüğü gibi, tam tersi yani tam olarak bir Amerika eleştirisi var. Yeri ve zamanı geldiğinde devleti ile çatışan bir kahraman, insanlara “En iyi Amerikalı bile Amerika’yı desteklemeyebiliyor” cümlesini kurduruyor. “Süper Kahraman bile olsa, herkes denetim altında tutulmalı mı?” sorusu ise, salt film üzerinden yorumlanacak bir şey değil. O yüzden politize edilmiş bir şekilde ayrı bir yazıda bu konuya değinmeyi düşünüyorum.

Civil War, bence bugüne kadar yazılmış en iyi Marvel hikayelerinden biri. Marvel dünyasından ayrı olarak, Avengers filmlerinde ilk kez gördüğümüz karakterleri ile birlikte, film şu ana dek Batman ve Süperman’i geride bıraktı. Mevcut durum ise, en azından önümüzün açık olduğunu ve bir dahaki filmleri heyecanla beklememiz gerektiği şeklinde güzel bir mesajdı.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer