Düğünün ardından

“Bu yazı 15 Mayıs 2016 tarihinde Jiyan‘da yayınlanmıştır.”

Aktif bir savaş hali içerisinde, taraf farketmeksizin hemen hemen her gün kan akan, tecavüzlerin çocuklarımızın üzerinde kol gezdiği bir coğrafyada yaşıyoruz. AKP 2002’den bugüne kadar yaşanan siyasi süreçte, sürekli kendisi haricinde muhalefetin ve halkın ürettiği siyaseti işlemez hale getirerek arenayı olabildiğince daralttı. Bu daraltma, siyasi olarak mağlup olunca yapılan seçim tekrarları, oy devşirmek için başlatılan savaş atmosferi, yine istediğini elde edemeyince halkın iradesinin bir yansıması olan muhalefet parti vekillerini meclisten attırmaya kadar gitti. Bunun sonucunda meydana gelen savaş, şiddet, çözümsüzlük ve çürümenin oluşturduğu içinden çıkılamaz durumun temelinde ise sınıfsal ilişkilerin yattığını görmek o kadar da zor olmamalı. Yazıya konu olan o meşhur düğünden geriye kalan fotoğrafları ise, ülkedeki baskın olan neoliberal politika reflekslerinin birebir yansıması olarak görebiliriz.

AKP iktidarını ayakta tutan normların hangi toplumsal sınıflara dayandığı, iktidarın ilk günlerinden beri ateşli bir tartışma konusu oldu. AKP’nin 14 yıllık iktidarına kısaca bir göz attığımızda, ürettiği politikaların mütemadiyen sermayeyi savunduğunu, zaman zaman %53’lere kadar yükselen oy potansiyelinin ise sürekli savunduğu kesim dışındaki kitleler ile stabil tuttuğunu rahatlıkla görebiliriz. AKP, büyük bir özen ve titizlikle inşa ettiği neoliberal düzeni oldukça profesyonel bir şekilde yükseltirken,  yine ilmek ilmek işleyerek sermaye dışındaki oy potansiyeli olan kitlenin de, yaşadıkları ülkeye yabancılaşmasını sağladı. Böylelikle başta işçi sınıfı olmak üzere, hemen herkes kendi menfaatlerine uymayan, hatta kendilerini öldüren siyasi kararlara rağmen her şeyi kabullendiler. Kabullenirken de katillerini sevmeyi sürdürerek, AKP’nin oluşturduğu bu kaotik durumun aslında kendileriyle de alakalı olduğunu pek farkedemediler.

AKP iktidarı, tarihinin hiçbir döneminde hiçbir zaman halkla içiçe olamadı. Bu durumun başlıca sebepleri arasında, en başından beri üretilen siyasetin gittikçe karararak artan bilançosunun ağırlığı ve peşi sıra gelen korku psikolojisi olsa da, en büyük sebep sınıf temelli üstten bakış. AKP’nin halk ile kavuşamama durumu, ancak ve ancak sınıfsallıktan uzak durma politikalarıyla izah edilebilir. Halkın tecrübe ettiği bu sorun, tam olarak ülke tarihinin hemen hemen her döneminde görülen ve dönemin siyasetçi-aydınları tarafından ele alınan bir mülksüzleştirme/yoksullaştırma sorunuydu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kızı Sümeyye Erdoğan’ın düğünü, henüz hazırlık aşamasında alınan önlemlerden başlayarak, her yönüyle bu kopukluğun bir göstergesiydi. Başta da belirttiğimiz gibi, her gün acıların yaşanmasına, hatta bir gün öncesinin ülkedeki en büyük işçi katliamlarından birinin yıldönümü olmasına rağmen, böyle bir zamanda böylesine şaşalı bir düğün, muhalif kesimin tepkisini çekerken, diğer kesim ise Erdoğan’la empati yaparak “Hakediyorlar” dedi. Açılış bahanesiyle 1325263düzenlenen mitinglerde, halkı uyuşturmak için “şehit” kavramının sürekli kullanılmasına karşın, günlerdir ölen askerlerin tek bir esamesi dahi okunmadı. Asker ölümleri vb. meseleler yüzünden yıllardır milli bayram kutlatılmayan halkın, bu yılki 23 Nisan’ı da hatırlayacağınız gibi aynı sebeplerden ötürü iptal edilmişti. Bütün bunların yanında, halkın aktif olarak kullandığı yolların kapatılmasından ziyade, mahalleleri insanların geçişi için ikiye bölerek zengin-yoksul insanların birbirlerini görmesini dahi engellemek, açık bir ezme politikası olarak göze çarptı.

İktidarın tekelindeki havuz medyasında ise durum hep bildiğimiz gibiydi. Medya patronları, bu rezil duruma her zamanki gibi çanak tutarak asli vazifesini yerine getirdiler. Hemen her gün, ülke içerisindeki şiddet sarmalına çanak tutarcasına yazılı mecralarındaki manşetleri ve görsel mecralarındaki son dakika haberlerinin tümünü ölen askerlere ve meydanlarda atılan milliyetçi ve faşist naralara ayıran havuz medyası, dün ise tüm günü bu düğün hikayeleriyle doldurarak TV başındaki insanlara tabir-i caizse “Nabza göre şerbet” vermeyi ihmal etmedi.

Türkiye gibi, medyayı kendi tekelinde tutan hükümetlerde, istikrarın korunmasının temel yollarından birisi, insanlara sürekli aynı hikayeyi izletmek ve gözlerinin görüp kulaklarının duyduğu her şeyi tekleştirmektir. Bu tekleştirme ile birlikte, aynı zamanda medyanın gerek haberlerde gerekse gündelik yayın akışında bir sermaye diline evrildiği göze çarpıyor. Halk ayaklanmalarını anlatmak yerine sipariş ile yayınlanan penguen belgeselleri, gündelik akışta iktidar üyelerinden başka bir söylemin yayınlanmaması ya da en basitinden herhangi bir işçi katliamı olduğunda tüm haber kanallarının birdenbire uğradığı akıl almaz değişim, halktan kopukluğun medya ayağındaki yansıması olarak tarif edilebilir. Ülkemiz medyası, içerisinde bulunduğu bu siyasi baskı atmosferinin hakkını her gün bir önceki günden daha iyi vererek, Erdoğan ve AKP’nin kendilerini mutlak güç olmaya mecbur hissedişlerini, tüm çıplaklığıyla halka sunuyor. Ancak tüm bu mecburiyetin altyapısını ise, Menderes Çınar’ın da yazdığı gibi “yalnızlık korkusu ve güvensizlik” oluşturuyor. Demin de bahsettiğim gibi, sosyal medyada düğün hazırlıkları sırasında dönen, bir mahallenin barikatlar ile ikiye bölündüğünün fotoğrafı ise, bu üstten bakış ve yalnızlığın en acı tablolarından biri. Kendisini ayakta tutan ve yolsuzluklarla suçlansalar da bir şekilde sahip oldukları bu servetin yaratıcıları olan halka alt sınıf muamelesi yaparak, görüntü kirliliği olmasın diye mahallenin kapatılması kesinlikle izah edilecek bir şey değil. Hükümet bu yollarla, alt sınıf olarak gördüğü insanları hem siyaset arenası içerisinde, hem de medya yoluyla ezmeye tüm gücüyle devam ediyor.

AKP içerisindeki bir takım insanların dahi haklı olarak tepki gösterdiği düğünün başka bir boyutu ise, Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın bizzat düğüne teşrifi oldu. Birkaç gün önce “teknik arıza” sebebiyle düştü denilen askeri helikopterin, dün PKK tarafından düşürüldüğü iddia edilen görüntüleri sosyal medyada gezinmeye başladığı andan itibaren ise, tepkiler daha da artarak önü alınamaz bir hale geldi. Genelkurmay Başkanı’nın bizzat bu düğüne alet olmasını, şahsen güçlü bir strateji olarak görüyorum. Ayrıca Erdoğan’ın, herkesin amasız yanında olduğunu gösterme merakından doğan bu davet meselesi sadece Genelkurmay Başkanı’nı değil, Davutoğlu ve Gül’ü de içerisine çekmiş görünüyor. Herkesin “Davutoğlu ve Gül’ün Erdoğan ile arası kötü” dediği zamanlarda, özellikle bu iki ismin bir olup Erdoğan’la samimi pozlar vermesi, muhalif kesimin yarattığı kompozisyonlarda da büyük hasarlara yol açıyor. Bildiğiniz gibi düğünden önce de, Beşiktaş’ın stad açılışında saydığımız isimler bir araya gelip orta yuvarlakta samimi bir şekilde top çevirmişti. Aslında her şeyden öte belli olan bir şey varsa, o da çok net olarak tarafımıza bir gözdağı verilmesi. Verilmek istenen bu gözdağı ile birlikte, aynı zamanda karşımıza getirilen oldukça geniş bir aile devleti anlayışı da söz konusu. Bunun haricinde karşı mücadele cephesinin, özellikle muhaliflerin iktidar ile ilgili ürettiği senaryolardan sonra, düğünde tam kadro olarak yerini alarak “Ordu da, eski isimler de hükümet ile birlikte” mesajını karşıdakilerin gayet iyi anlayacağı bir dilde, açık bir biçimde verdiğini düşünüyorum.

Bir rejimin gücü ve demokratik niteliği, sürekli sakız gibi ağızlarından düşürmedikleri millilik kavramı ile değil, şüphesiz ki üretilen politikanın halklar nezdinde nasıl karşılık bulduğu ile yakından ilgili. Siyasi profillerin yeterliliği ise, ülke halkları ile ne denli içli dışlı oldukları ile tahlil edilir. 14 yıllık AKP iktidarında, bu olgulardan hiçbirine rastlayamadığımızı söylemek sanıyorum ki abartı olmaz. Bunu şu anda göremeseler de, ileride mutlaka çok acı bir şekilde görecekleri konusunda hiç şüphem yok.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer