Gezi’den Cerattepe’ye Batının Toplumsal Algısı

“Bu yazı, 18 Şubat 2016 tarihinde Jiyan‘da yayınlanmıştır.”

Başlangıç referansı olarak Gezi Direnişi’ni gösterebileceğimiz toplumsal bir yanılgı sürecinin içerisindeyiz. Bu süreç kimi insanları nefret ile doldururken, kimilerini de anlaşılmak için çırpınmaya zorluyor. Kendilerini sol argümanlarla tanımlayan bazı kesimlerin, mevzu bahis “kürt” olunca ne yapacaklarını bilemeyip, ellerinin ayaklarının birbirine dolaşmasından kaynaklanan nefret söylemlerini anlayabilmek ise her şeyden daha da güç.

27 Mayıs 2013 tarihinden itibaren üzerinde yaşadığımız topraklar, tarihinin en şanlı direnişine sahne oldu. Bu direniş ile birlikte açığa çıkan bazı tepkimeler ise yanılgının sebebini daha iyi anlamamızı sağlıyor. Direniş döneminde gerek Ulusalcı Sol medya olsun, gerek Sosyalist Sol medya olsun belki de ilk defa ortak bir paydada birleştiler: “Polis şiddeti”. Özellikle batıda yaşayan halk, Devlet kavramının ortada olmadığı, otonom bir yapı ile iki hafta boyunca ayakta kalan Gezi Parkı’nda Kürtler ile omuz omuza bir mücadele gerçekleştirdiklerini ve “Doğu’da yaşanılanları artık daha iyi anlıyoruz” argümanını her fırsatta dile getirdiler. Peki ya gerçek? Aslında Medeni Yıldırım’ın Gezi’ye dair reddedilmesi ile başlayan süreç, bu kesimin aslında en az AKP kadar yeri geldiğinde baskıcı olduğunu, aynı argümanları kullandıklarını ve en az AKP kadar militarist duygularının harekete geçebileceğini gösterdi. Ayrıca bugün gelinen noktada, yaşanılanlar artık ırkçılığa varan çözümlemelerle yorumlanmaya başlandı.

Sürecin yansımalarına en son Kürdistan’daki ablukalar ve Cerattepe Direnişi’ndeki refleks ile şahit olduk.

Ana akım medyanın da önemli bir yüzdesinin AKP tekeline girmesiyle birlikte, özellikle batıda yaşayan halk 25 yıldır olduğu gibi önüne koyulanları sorgulamadan yemeye devam ediyor. Öyle ki, konu Kürt’lere uygulanan zulüm olunca, kendilerinin hayatı boyunca okuduklarından çok yazıları olan Barış İçin Akademisyenleri terörist ilan eden medya gibi gaflete düşüp sağda solda barış isteyen herkes hakkında küfür kıyamet yorumları kendilerinde hak görebiliyorlar.

Kürdistan’daki ablukalarda, buzdolabında saklanan, sokaklarda günlerce eziyet edilerek çürütülen bedenlerden tutun da türlü türlü vahşet ve katliamlara kadar bir çok şeye şahit olduk. Bu katliamlardan sonra neden gezivari bir direniş olmadığı hepimizin aslında sorgulaması gereken şeylerin başında geliyor. Ancak bunu sorgulayabilmek için de öncelikle ortak paylaşım ve ince çizgiyi bulmak gerekiyor. Bu tablonun ortaya çıkmasının başlıca sebeplerinden biri de her daim batı ve doğunun gündemlerinin ve uğraşlarının farklı olmasıydı. Batıda gündem AKP diktasına karşı yapılan eylemler ve direniş iken, doğuda ise 30 yıl süren fiili bir savaşın ardından verilen kayıpların ardından girişilen barış çabasıydı. Ancak batıda AKP ile savaşırken aynı zamanda AKP ile paylaşılan şeyler de vardı. Gezi’de paylaşılan ortak paydalardan biri AKP düşmanlığıydı. Abluka sürecinde ise söz konusu kitlenin ortak paydayı paylaştığı tek kurum AKP, payda konusu ise Kürt düşmanlığı oldu. Bu tutum, batıda yaşayanların sessizliğinin sebebini şeffaf olarak anlatırken, Kürdistan’daki vahşete karşı gösterilen tepkinin yerlerde sürünmesi gözümüze daha da iyi sokuluyor.

Cerattepe Direnişi’nin öf saflarında yer alan CHP Artvin MV Uğur Bayraktutan’ın sarfettiği <i>“Burası ne Cizre ne Şırnak, burası bir Cumhuriyet kenti Artvin”</i> sözleriyle ise, içerisinde yaşadığımız toplum algısının ne kadar çiğleşmeye başladığına şahit olduk. Gerçekten haklı bir direnişle, Neoliberal silsilenin son kurbanı olmaya aday Cerattepe’yi bu denli güçlü savunurken ve açıkça yaylalarda zulüm görmeye devam ederken, kendisi gibi zulüm görenleri hedef gösterircesine aşağılayarak toplumu bölen yargılarda bulunmak akıl karı bir iş değil. Artvin’e karşı Batı şehirlerinde tam da olması gerektiği gibi ayaklanan kesime ve sayın milletvekiline buradan soruyorum. Tamam Artvin Cumhuriyet şehri. Peki Cizre neresi? Sömürge toprakları mı? Artvin için Taksim’de çatışmaya hazır olan arkadaşım, peki ya sen? “Aşk bodrumda yaşanır” tweetini atarken utanmadın mı? Peki ya sen Artvin için akşam 21:00’da tencere tava çalan teyze, Cizre için cama çıkma zahmetinde bulundun mu? Sanmıyorum.

Zulmün her yerde zulüm olduğunu, atılan gazların her yerde göz yaşarttığını, yenilen copların her yerde her bedeni aynı oranda acıttığını, ve giden her canın ardında bıraktıklarının her annede aynı hisler barındıracağını idrak edemeden bu işin üstesinden gelir miyiz? Onu hiç sanmıyorum.

Twitter: @ilkanakgul

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer