Ekim Devrimi’nin 98. Yılı

Bu yazı 6 Kasım tarihinde Jiyan‘da yayımlanmıştır.

1917 Ekim Devrimi’nin 98. yıldönümündeyiz. Eğer Ekim Devrimi’nin pratikleri yolumuzu halen aydınlatıyorsa, bu Devrim’in vazgeçilmezliğinden kaynaklanıyor. Ekim Devrimi değerlidir, çünkü Proleterya’nın en büyük sıçramasıdır. Ekim Devrimi önemlidir, çünkü aslında Marx’ın 11. tezidir bu devrim. Vazgeçilmezdir, çünkü Ekim Devrimi tarihe bir müdahaledir. Burjuvazi’ye ve Kapitalizm’e müdahaledir. Marksist teorisyenler, Ekim Devrimi ile başlayıp Sovyetlerin yıkılışı ile biten dönemi 20. yüzyıl olarak tanımlar. Gerçekten de Ekim Devrimi, bugüne ve yarınımıza dair etkisini sürdürecek olan yeni çağın kapısını açan bir olgu olarak hayatımızdaki yerini aldı.

Ekim Devrimi elbette ki anlık kararlarla gerçekleştirilmiş bir olay değildi. 1848 yılında ilk defa ayaklanan işçi sınıfının 1871’de 72 gün süren işçi iktidarını kurması, 1905’de yaşanan ayaklanma ve proletarya iktidarının meyvesi olarak doğan Şubat Devrimi, Ekim Devrimi’nin altyapısı niteliğinde bir değer kazandı. Sınıflar tarihinin ilk proletarya iktidarı olan Paris Komünü’nün 1848 ayaklanmasının çıkarımlarından meydana geldiği gibi, Ekim Devrimi de Paris Komünü’nün ışığı ile gerçekleşti ve devrimci Marksizm teorisinden pratiğe geçti. Teorinin rengi yaşamda hayat buldu ve aynı zamanda kazanımları pratikte de büyük bir oranda doğrulandı. “Marksizm bizleri sınıflar ilişkisinin ve tarihin her anının somut özelliklerini en şeffaf, gerçekliğine en uygun ve nesnel olarak doğrulanabilip denetlenebilen bir hesabını yapmaya zorunlu kıldı.” Bolşevikler de, bilimsel temellere dayanan reel bir politika bakımından mutlaka zorunlu olan bu kurala her zaman bağlı kaldı. Ekim Devrimi’nin kazanımlarını anlayabilmek için bakmamız gereken şeylerden biri de bu olmalı.

Ekim Devrimi’nin oluşma sürecini uzun uzun yazmaya gerek yok ancak özellikle kadın sorununun çözümü konusunda getirdiği pratiklere kısaca göz atmakta fayda görüyorum.

Marksistler, burjuva ideologlarının aldatmacalarına karşı her şeyi uzun uzadıya teorik çözümlemelere tabi tutmak zorunda kaldı. Kağıt üzerinde çürüttükleri zaman ise “Sosyalist görüşler kağıt üzerinde çok güzel, fakat gerçek hayatta karşılığı yok” denilerek koskoca bir ‘ütopya’ damgası vuruldu. Ancak Marksistlerin, Marksistlerden daha materyalist olduklarını iddia eden burjuva ideologlarına yanıtı gecikmedi: “Madem Marksizm ütopyacıydı, madem Marksizm cinsiyet körüydü, nasıl oldu da Marksist programa bağlı kalan Bolşevikler, iktidarı aldıktan sonra özellikle kadın sorununda çok kısa sürede kapitalist ülkelerin çok ilerisine geçen adımlar attılar?” 

Sovyet hükümetinin ilk kararnamelerinde, o dönemin burjuva yasalarıyla kıyaslandığında kadın sorununa ilişkin muazzam bir ilerlemeyi gözler önüne seren reformlar da vardı. Avrupa’da dahi henüz kadınlara oy hakkı verilip verilmeyeceği tartışma konusuyken, Bolşevik Sovyet Hükümeti kadınlara oy hakkını tanımakla kalmadı, diğer alanlarda da cinsiyet eşitsizliğini sonlandıracak hamlelerde bulundu. Resmi nikah ve kadınlara boşanma hakkı, ücretsiz kürtaj hakkı, eşit ücret, eğitim ve çalışma kollarında fırsat eşitliği, hamilelik izni, emzirme hakkı, kadınları ev işlerinin yükünden kurtaracak olan kreşler ve çamaşırhaneler kurulması başlıca reformlar olarak göze çarptı. Bolşevikler birçok ilericiliğiyle övünen kapitalist devletin ertelediği reformları, 1917’de henüz iktidarın alındığı gün hayata geçirmişlerdi.

Aynı zamanda Ekim Devrimi politik olduğu kadar kültür ve sanat alanında da dünyada çığır açmıştır. Okuma ve yazma oranı dönemin standartlarının üzerine çıktı. Halk kısa sürede tiyatrodan, müzikten, resimden ve danstan iyi derecede anlayıp eleştiri getirebilecek hale geldi. Yazarlar, şairler ve besteciler birlikleri kuruldu. “Yeni bir insan” yaratmanın en önemli temellerinden biri olarak sanat kabul edildi. Müzikte Şostakoviç ve Haçaturyan; tiyatro alanında Stanislavski; resimde Gorelov ve Gerasimov; edebiyat alanında Şolohov, Siminov; ve dansta Moiseyev, Nijinski ve Pavlova Sovyet Devrimi sanatçıları deyince akla gelen ilk isimler, dünyaya ışık oldular. Bugün dönüp baktığımızda Sovyetlerin sanatına bakarsak eğer, standartların ne kadar üzerinde olduğunu içimiz acıyarak görebiliriz. Ekim Devrimi’nin yarattığı sanatsal akım, günümüzü halen aydınlatmaya devam ediyor. Hepimiz yeni Ekimler bekliyoruz. Ve yaratacağımızı da biliyoruz.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer