Dengbej Xalide İle Söyleşi

Bu söyleşi 19 Ekim tarihinde Jiyan‘da yayımlanmıştır. 

Halime Demirkapı. Nam-ı değer Dengbej Xalide. HDP Edirne 2. sıra Milletvekili Adayı. Kendisinin siyasi kimliğinin yanında müzisyen kimliği de buram buram ön plana çıkıyor. Kendisiyle olan söyleşimizi aslında geçtiğimiz hafta yapmayı planlıyorduk fakat gerçekleşen Ankara Katliamı sebebiyle söyleşimizi bir hafta kadar geciktirmek zorunda kaldık. Bu yüzden, bu can sıkıcı günlerde biraz da olsa kafamızı ve kara bulutları dağıtabilecek bir kaç cümle söylemek istediğimiz için  Halime Demirkapı’nın öncelikle müzisyen kimliğini öğrenme gayretine girdim.

Kadıköy’de buluşuyoruz Halime Demirkapı ile. Kahvelerimizi söylüyoruz ve şu kelimeler dökülüyor ağzından. “Benim en büyük kaygım, bu kaos ortamında Dengbej’lik geleneğinin de kayboluyor olması.”

Peki Dengbej nedir? Tarihsel dayanakları nelerdir? Kürtler için ne ifade ediyor? Müzikte kadının yeri nedir? Daha fazla uzatmadan sözü Halime Demirkapı’ya bırakmak istiyorum.

“Zaten sanatın toplamı; insanın doğasındakilerin dışa, dışındakilerin de doğasına olan yansımasıdır.”

2000’li yıllardan sonra daha çok teknik olarak müzikle haşır neşir olmam MKM’nin çok sesli korosunda oldu. Orada kursiyer olarak başlayıp, sonrasında üç yıl devam ettikten sonra iki yıl bıraktım ve 2005-2006 yılında da Yücel Arzen ile albüm çalışmam başladı. Ama bundan önce 2003’te falan benim genç Dengbej’lerden oluşan bir albümde üç tane eser okudum. Bunları okuduktan sonra müthiş derecede halk üzerinde bir ilgi ve çekim merkezi haline geldik ve insanlarda ezber bozduk. Dengbej’liğe de müthiş derecede bir ilgi artışı oldu. O dönem içerisinde bir dizi konserlerimiz oldu. Genç Dengbej’ler diye bir akım haline geldik. Sonra 2008’de tekrar MKM’ye girişim oldu. O dönem içerisinde grup içerisinde yer almaya devam ettim ve bir dizi turnelerimiz oldu. “Bildiğin Gibi Değil” oyunu vardır bilirsiniz. O oyun sahnelenirken arka perdede gölge gibi sesim ile sahne müziklerini ben yaptım ve eşlik ettim. Oradan sonra Workshop’lar vermeye başladım. Daha sonra kendimi Dengbej’lik metodunu geliştirmeye verdim. 

Deng sestir, bej söyleyendir. Sesi ile aktarım yapandır. Masal, hikaye ve destanların ağıtsı ve makamsal olarak anlatılmasına denir. Çeşitli makamlardan gelen sözlü gelenekler ve söylemdir.

Dinler tarihinin başlangıcından bu yana, insanlık ilerledikçe sıradan seslerle (eliyle masada ritm yapıyor) müzik insanlık tarihindeki yerini yavaş yavaş almaya başlamış. Telli çalgılar meselesi mesela, hayvanı avlarken oku atıyorlar ve okun çıkardığı sesten enstrümanı keşfediyorlar. Aslında her şey doğadan. Zaten sanatın toplamı; insanın doğasındakilerin dışa, dışındakilerin de doğasına  olan yansımasıdır. Sanat buradan geliyor. Mesela yaprağın hışırtısı, suyun akışı, kuşun ötüşü… İnsanlar hep doğadan ilham almışlar. Hepimiz hala öyleyiz. Mesela en ufak bir ses ya da titreşim, benim beste yapmam için bir ilham kaynağı olabiliyor. Mesela makamların hayata geçişinde kadınların Ninni Kültürü esas alınmıştır. Kürtlerde Feodalizm’in egemen olduğu dönemde, kadınlar perde arkasında, erkekler ise ön planda toplum içerisinde ağıtlar yakmış ve hiçbir zaman üretime de çok fazla bir katkıları olmamış. Kadın üretmiş. Nasıl ki doğada buğdayın toprağa düşüşü ve filizlenmesi dahi bir kadının emeğidir, burada da aynı mantık. Cımbız, ruj, doğanın içerisindeki renkler… Hepsi kadının üretimi. Hepsini kadın hayata kazandırmış ve bugünlere getirmiş.

“Anne sütü çocuk için ne kadar önemli ise Dengbej’lik de Kürt Halkı için o kadar önemlidir.”

Dengbej’ler olmasaydı biz tarihimizden nasıl haberdar olacaktık ki? Çünkü bir kaç isim haricinde herhangi bir yazılı aktarım yok. En fazla 100, bilemediniz 150 yıllık bir kayıt söz konusu. Koskoca insanlık tarihinde, insanlığın bu kadar ilerlediği bir yüzyılda, bizim halkımızın bu kadar ilkel bir dönemden geçmiş olması da gerçekten içler acısı. Doğal toplumdan belki 50 ya da 60 yıldır asgari olarak yararlanabiliyoruz. Kürt mücadelesinin 40 yıllık özgeçmişinden sonra çok ciddi bir ezber bozulması yaşandı. Kötü tarafı da ne biliyor musunuz? Ya da benim eleştiri olarak baktığım yön. Ezber bozuldu ama, mesela eskiden divanlarda kasırlarda Dengbej’ler gidermiş otururlarmış bir kaç gün şarkı söylerlermiş ve ağalar babalar dinlerlermiş. O bir kültürdü ve bundan besleniyorlardı. Aynı mekanda aynı havayı soluduğu için ne oluyordu? Yeni yeni Dengbej’ler yetişebiliyordu. Bu yüzden içerisinde bulunduğumuz yüzyılın en büyük hastalık ve tehtidi, bana göre divan usta çırak kültürünün bitmiş olması. Ben bir Kürt Kadın Dengbej olarak, Dengbej metodunu geliştirdim. Sesi ses üzerinden eğitmeye başladım. Ancak bir müzik aletiyle değil. Nasıl ki gelip oturup çıraklar Dengbej’leri yalın sesleriyle dinliyorlardı ya, o şekilde ses eğitimi veriyorum. Çünkü çırak-divan-usta dönemi bitmiştir. Var olanların haricinde, tüm yapılan çalışmalardan arşiv değeri taşıyan belki 3-5 eser dışında bu geleneğe hizmet eden bir çalışma kesinlikle yok. Şartlar el verirse, ilerleyen zamanlarda da Dengbejlik Senfonisi kurmak istiyorum. Olaya kısır bakmıyorum. Ben nasıl iki programa çıkarım da para kazanırım diye bakan günümüz sanatçıların samimi olmadıklarını, güncel olmadıklarını ve tarihe de bırakacak çok şeylerinin olmayacağını düşünüyorum. Ancak benim dediklerimin ise tarihsel bir görev ve misyonu vardır. Ben güne değil, tarihe hizmet etmek istiyorum. Bugün güncel olan bir şey varsa ben alır onu işlerim. Anne sütü çocuk için ne kadar önemli ise, Dengbej’lik de Kürt Halkı için o kadar önemlidir. Çok geniş de bir sanat dalıdır. Bu sanat dalı içerisinde bir Dengbej Dengbej’lik yapıyorsa, yapamayacağı şey yoktur. Dengbejliği ayrıca daha geniş düşünmek lazım. Dengbej’likte konsantrasyon, vibrasyon (sesin iniş çıkışları) önemlidir. Dengbejler şarkıya hangi nota ile başlarlarsa, şarkı 15 dakika da sürse başladıkları nota ve ses ile bitirirler. Bu insanların en önemli özellikleri budur. Çünkü herkes kendisini bulmuş ve doğasını iyi tanımış.

Bütün dünyadaki enstrümanlar insan sesinin türevidir. O seslerin hepsi bizim gırtlaklarımızda vardır. O yüzden Dengbej’lik geleneği aynı zamanda gırtlak geleneğidir. Ve bu yüzden de ekstra bir önem kazanmaktadır.

Biraz da ufak ufak konumuza gelelim. Öncelikle siyasete nasıl girdiniz?

Ben kendimi bildim bileli hepten bu yana, hepi hatırlamam ama HADEP‘i bilirim. O süreçten bu yana da aynı zamanda eski bir parti çalışanıyım. En ufak hizmetinden, saymanlığına kadar yer almış bir insanım. Zaten siyaset kökenli de bir aileden geliyorum. Sonuç itibari ile böyle bir sürecin içerisinde bulunmam da bir zamandan sonra kaçınılmaz oldu.

Neden Edirne’den aday olma gereksinimi duydunuz?

Biz mücadelenin emek boyutundan gelen insanlarız ve ezilen bir halkız. Nasıl ki müzik hayatımda bakış açım popüler kültüre hizmet etmemekse, mücadelede de aynı görüşü benimsiyorum. İçerisinde bulunduğumuz dönemde artık elimizi taşın altına koymak gerekiyordu ve aynı zamanda da bu bölgede kadın kotasında çok eksik vardı. O yüzden böyle bir karar aldım.

Edirne’nin tespit edebildiğiniz ne gibi sorunları var? Vekil olmanız durumunda nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Hem tespitlerim var, hem de tabi bize bölge bölge genelgeler geliyor. Özellikle bölgedeki ev kadınlarına, kendilerine erkeklerin tekelinde olmayan ayıracak ayrı zamanlar gerekiyor. Bu yüzden buna katkı sağlayabilmek için ev kadınlarına maaş bağlamak istiyoruz. Onun haricinde zaten  partimizin de bildirgesinde yer alan gençlere ödenek planlarımız var. Onun dışında özellikle yine ev kadınlarına yönelik kadın eksenli sanatsal kurslar açmak planlarımız dahilinde.

Son zamanlarda özellikle sempozyumlarda da sık sık tartışılan yerinden yönetim Edirne’ye ne gibi katkılar sağlar?

İnsanların kendi sorunlarının çözümünde bizzat kendisinin de dahil olması tabi ki oldukça avanatajlı bir durumdur. Senin sorununu benim anlatmam farklı bir şey, senin o sorun için bizzat harekete geçip çözüm odaklı çalışman farklı bir şey. Yerinden ve merkezinden bizzat gözlem yapmak sadece Edirne için değil, tüm ülke için daha yararlı ve sağlıklı bir yönetim biçimidir.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer