40’ıncı Yılında Wish You Were Here

Bu yazı 15 Eylül 2015 tarihinde Jiyan‘da yayımlanmıştır.

Bu yazıyı yazarken içimde oluşan heyecanı keşke sizlere hissettirme imkanım olsaydı. Tam 40 yıl önce, Pink Floyd’un Wish You Were Here albümü raflardaki yerini aldı. O zaman bu albümü dinleyen gençler şimdi 60-70 yaş aralığında ve “Pink Floyd’un şu albümlerine şahit oldum” deme gururuna sahipler.

Öncelikle albümle nasıl tanıştığımı anlatayım sonrasında da şarkının hikayesi ve albümle ilgili bazı bilgilere göz gezdirelim.

Elektrogitarımı bundan 8 yıl önce ilk elime aldığımda 17 yaşındaydım. Metallica, Pink Floyd, Led Zeppelin, Iron Maiden ve Scorpions ateşinin tüm bedenimizi kapladığı, headbang yapmaktan boyunlarımızın tutulduğu zamanlardan geçiyorduk. Okul falan hikayeydi. Her gün Taksim Tünel’de o gitar mağazalarının camına ekmek banar gibi gitarlara bakıp iç geçiriyordum. Bir gün bu sefer gitar almak için Taksim Tünel’de Zuhal Müzik’e girdiğimizde duydum o ilk tınıları. Sert değildi ve alışılmışın dışındaydı. O sert tınılara alışkın kulaklar gitmiş, naif notalar karşısında uçup giden bir bünye almıştı yerini. O zamanlar çat pat İngilizcemle şarkıdan bir şeyler kapmaya çalışmıştım. Gitarımı alıp eve geldiğimde ise ilk baktığım şey şarkının ne olduğu, notaları ve tab’larıydı. Lise sıralarında kalorifer dibinde uyurken kulağımda çalan albümdü Wish You Were Here. İlk çalmaya çalıştığım, haddim olmadan üzerine solo yazmaya çalıştığım ancak onu da beceremediğim bir şarkıydı Wish You Were Here.

Sonrasında her yerde bilinen o hikayeyi okudum. Syd Barret’ı tanıdım. Kendi içimde hissettim Barret’ın kapıdan içeri giriş anını.

Syd Barret Pink Floyd’un kurucusu ve aynı zamanda kaptanıdır. Hemen hemen her şarkı sözü ve besteyi kendisi yapar. Ancak gelin görün ki kendisi uyuşturucu bağımlısıdır. Birkaç talihsiz olaydan sonra grup üyeleri toplanır ve Barret ile daha fazla devam edemeyeceklerini, ondan verim alamayacakları kararına varırlar. Sonrasında yeni bir başlangıçtan sonra yaptıkları albüm ve şarkılarla tüm dünyada tanınan bir grup haline gelirler. Ancak Barret’in yokluğu hemen hemen her konserde, her kayıtta hissedilir. Solis/Gitarist David Gilmour ile baterist Richard Wright hiçbir zaman Barret’ı unutmaz. Yıllar geçer Barret’tan ne bir mektup ne de bir haber vardır. David Gilmour bunun üzerine grupta onun anısını yaşatmak için bir şarkı yapmaya karar verir ve Wish You Were Here’ın kayıtlarına başlarlar. Ancak bu kadar kolay değildir bu şarkıyı yapmak. Onsuz her şey çok zordur. Her üyenin Barret ile o kadar çok anısı vardır ki. Anılar depreşir, hafızalar tazelenir. Ayrıca başarının getirdiği bir baskı da grup üyelerinde fazlasıyla hissedilir. Durum bu iken kayıt sırasında kapıdan içeri birisi girer ve “Nerede kalmıştık?” diye sorar. Giren kişiyi kimse tanıyamaz ancak bu Barret’tır ve uyuşturucuyu bırakmıştır. Gözyaşları sel olur, herkes birbirine sarılır ve kenetlenir. (Sanırım ağlayacağım arkadaşlar)

Ancak ilginç bir şey olur. Kendisi için yapılan şarkıyı dinletirler ancak Barret şarkıyı beğenmez. Bunun üzerine gruba dönmeme kararı alır ve sonrasında birden ortadan kaybolur. 1975 yılında Wish You Were Here albümü çıkar. Syd Barret, hayatını kaybettiği 2006 yılına kadar bırakın Pink Floyd üyelerini, hiç kimseye görünmez. Geride ise bu yazıyı okuyan sizin benim gibi insanlar bırakır.

71m0ofUWYXL._SL1300_Albümün kapağı da bir hayli ilginç ve özeldir. Albüm zaten Barret üzerine kurulu. Barret’in yokluğu, Pink Floyd albüm kapaklarının tasarımcısı İngiliz grafiker Storm Thorgerson’da bir yarım kalmışlık hissi uyandırıyor. Albümde görülen yanan insan tamamen gerçek. Adam, üzerine özel bir koruyucu giydirilerek ateşe veriliyor. Hatta ilk birkaç denemede bıyığı falan da alev alıyor. Sonrasında ise böyle bir kare yakalanıyor. Kapakta anlatılmak istenen şey ise bariz; Syd Barret’in hassasiyeti, kırılganlığı ve yokluğunun doldurduğu boşluk duygusuydu.

Yazıyı okuduktan sonra da sizi harika bir live performans ile başbaşa bırakıyorum. İyi seyirler.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer