Acı Mastürbasyonu

Bu yazı 3 Eylül 2015 tarihinde Jiyan‘da yayımlanmıştır.

Dünden beri her dakika başı çok acı bir şekilde cesedi kıyıya vuran mülteci çocuğun fotoğraf paylaşımlarına şahit oluyoruz. Fotoğraf paylaşımlarının dışında, bence salt olarak “rt” ve “fav” almaya yönelik yapılan yazılama ve yorumlar da bu itici eylemi daha da iğrençleştiriyor.

Fikir alışverişi yaptığım insanlarda öne çıkan iki tane sonuç var. Bunlardan ilki, bir şeylerin farkındalığına ulaşmamız için o fotoğrafı paylaşıma sokmamız, görmemiz ve üzerine analizler yazmamız. Yani ülkenin bu cansız bedeni görmeye ihtiyacının olduğu. İkincisi ise, bu fotoğrafın pornografik bir değere sahip olduğu üzerine. Yani paylaşmaktan kaçınmamız gerektiği.

Bu fotoğrafı ısrarla sağda solda saçma yorumlarla paylaşan insanlara şunu demek istiyorum. Sadece ülkemizin değil, dünyanın hiçbir noktasında, hiçbir şartta, bir şeylerin farkına varılması için böyle bir fotoğrafa ihtiyaç duyulamaz ve duyulmamalı. İnsanların acı hissinin, bir fotoğrafı görmekle eşzamanlı olarak yükseleceğini düşünmüyorum. Fotoğrafı görmesek de, yorumları okumasak da, haberi duyar duymaz içimiz yandı ve yanmaya da devam ediyor. Kaldı ki bu ülke 14 yaşında başından gaz kapsülü ile vurulup, 15 yaşında 16 kilo olarak ölen bir çocuğun masum bedeninden dahi hiçbir şekilde ders alınamadıysa bundan sonra da alınamayacak.

Aslına bakarsak sadece malum fotoğraf üzerinden gitmeye çok da gerek görmüyorum. Çünkü ilk değil, son da olmayacaktır muhtemelen. Örneğin Kürdistan topraklarında devletin katlettiği çocuk ve ailelerin fotoğraflarından tutun, IŞİD’in katletme görsellerine kadar hepsini aynı kefeye koymakta bir sakınca görmüyorum. İster savaşta olsun, ister böyle talihsiz bir olay yüzünden olsun, önümüze çıkan bu görselleri şiirler düzerek paylaşmak kesinlikle etik olarak tasvip etmediğim bir durum.

Peki pornografi neydi? Bu tür fotoğraflar neden pornografik temellere dayandırılıyor?

Yazdığı oyun pornografik bulunduğu için kaldırılan Özen Yula, bu kavram ile ilgili görüşlerini çok ama çok güzel açıklıyor:

“Bence pornografi sadece çıplak et ve dühul olma durumlarını görmek değil. Daha geniş bir anlamı var. İnsanı ruhen, kalben, beyniyle en çıplak olarak gördüğünüz, insanların en özel anlarına tanık olduğunuz, onun adına üzüldüğünüz, utandığınız ve sizde tiksinme uyandıran, ama buna rağmen kendini izlettiren şeyler pornografidir bence. Örneğin ‘yemekteyiz’ programı kısmen böyle. İnsanların aslında göründükleri gibi olmadıklarını, ne kadar zavallı, aciz durumlara düştüğünü görüyorsunuz. Özel anları, ilişkileri, arkadan konuşmaları ile aslında kısmen pornografik bir yapı kurulduğuna tanık oluyorsunuz. İnsanların çıplak olmasına gerek yok bunun için. Sürekli savaş, cinayet, intihar görüntüleri izlettiriyorlar. Hatta üst üste aynı görüntüyü salakmışız gibi defalarca izletiyorlar. İşte bunlar pornografi dediğim şeyler. Bunu da severek izleyen o kadar çok sayıda insan var ki.”

Eskiden pornografi diyince akla sadece çıplaklık ve türevleri şeyler gelirdi. Ancak artık yaşanılanlar ve görülenlerle birlikte bu kavramın tamamiyle evrildiğini, savaştan ölüme, alışverişten futbola kadar her türlü şeyi içerisinde barındırabildiğini görüyoruz. Pornografik artık fakirliğin ve zenginliğin dahil, arka planına heyecanlı müzikler konarak medya tarafından evimize servis edilen, ve daha da acısı insanların bunlara bakmaktan çekinmediği bir şey haline geldi. Dolayısıyla mahremiyet kavramını sadece çıplak vücut bazında almayıp, cansız bedenler üzerinde de bu hassasiyetimizi korumalıyız.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer