Hassasiyetlerin Gökkuşağı İle İmtihanı

Bu yazı 30 Haziran 2015’de Jiyan ve Radikal Blog‘da yayımlanmıştır.

Dünyada her yıl coşkuyla, ülkemizde ise son 13 yıldır tek bir olay dahi çıkmadan kutlanan Onur Yürüyüşü, 28 Haziran’da kolluk kuvvetlerinin sert, faşist ve amaçsız müdahalesine maruz kaldı. Ellerinde düdük, döviz ve gökkuşaklarıyla “Tomalara göğüs geren, işte benim Zeki Müren” diye haykırırcasına faşizme karşı korkmadan direnişe geçen LGBTİ bireyler, mücadelemizin olmazsa olmazlarından olduklarını tam anlamıyla herkese gösterdi.

Peki bu korkunun sebebi neydi? En son yıllar önce LGBTİ yürüyüşüne katılacaklar diye evleri basılan, yürüyüş esnasında acımasızca gözaltına alınan bu insanlara karşı 13 yıl sonra neden tekrar nefret başgöstermişti? Konuşulanlara göre bunun sebebi ramazan hassasiyeti, valiliğin açıklamasına göre ise bir eylem duyumuydu. Bana sorarsanız da saçma bir hassasiyet ve alınganlıktı. Peki kutsalları olduğunu iddia eden bir güruh başka insanların kutsallarına nasıl bu denli saygısızlık yapıp yapılan müdahaleyi “Ramazan”ı öne sürerek meşru kılabiliyordu. Söz konusu güruhun sadece ramazan değil hemen hemen her dönemde kutsalları vardır ve saygı beklerler. Hatta tüm düzen onlara ilelebet saygı duymak zorundadır ve sorguya kapalıdırlar. Kendileri ibadet için bir metro istasyonunu bile fütursuzca işgal edebilir, mekanları kapatabilir ve yılda sadece 1 gün olan bir yürüyüşe gözlüklerini çıkarmaksızın nefret kusabilirler. Bırakın yürüyüş yapmayı, yemek yemek bile linç sebebidir. Ne kadın hakkı, ne hayvan hakkı ne insan hakkı vardır onlar için. Sadece “Ramazan hassasiyeti”dir bu olay. Tabi durum bu haldeyken de inanılan şeye sempatizanlığın oluşması, hatta oruç tutmayanın dayak yiyip linçe uğraması dahi kaçınılmazdır. Yürüyüş gününde yapılan zorbalığı maalesef ki ilk defa görmedik. Tarihe adını “Kabataş Yalanı” diye geçiren utanç döneminde dini bütün bir ablamız, din ve başörtüsü üzerinden gösterdiği hassaslık sayesinde ülke büyük bir kutuplaşmaya girmiş ve gerçek bir kaosun eşiğinden dönülmüştü. Yürüyüşten sonra ise yeni bir hazımsızlık başladı ve açılan pankartlar hakkında davalar peşi sıra gelmeye başladı. “Şaban’la Recep’in aşkına Ramazan engel olamaz.” pankartı hakkında suç duyurusunda bulunan Av. Hasan Emre Okumuş şu ifadelerde bulunmuştu: “İslam dininin mensubu bir Müslüman olarak şüpheli şahısların gerçekleştirmiş olduğu fiilden müteessir olmuş islam dininin kutsal sayıldığı ve mübarek olduğuna inandığım üç aylarla alay edilmesi hele hele Kur’an Ayı olarak inandığım bu mübarek günlerde gerçekleştirilmesinden hem elem ve keder duymuş hem de o şeni fiili gerçekleştiren şahıslara karşı hiddet ve asabiyet duygularına kapılmış durumdayım. “.

İnsanların mizah yapamayacak ve yapanları da algılayamayacak kadar grileşip, beyinlerinin bu denli çürümeye yüz tutması, benden olan-olmayan ayrımını beraberinde getiriyor. Bu yüzden sadece onur yürüyüşünde değil, kısıtlandığımız her konuda ilkesel bir duruşun ne kadar önemli olduğunu aslında böyle olaylarla idrak edebiliyoruz. Bahsettiğimiz bu ilkesellik ve kararlı duruş, insanların özgürleştirilmesi çerçevesinde olabildiğince farklılıkla beraber yaşamanın imkanlarını arayıp, bulunduğu zaman ise şartları zorlamaktan geçiyor.

Yorum Bırakın:

E-posta adresiniz yayımlanmayacaktır

Site Footer